logo
Ana Sayfa
KIBLE
365 GÜN DUA
ABDEST VE TEYEMMÜM
AHLAK BİLGİLERİ
ALIŞ VERİŞ BİLGİLERİ
ALLAHÜ TEALA
ANA - BABA HAKKI
BOZUK FIRKALAR
BÜYÜ-SİHİR-HURAFELER
CENNET VE CEHENNEM
CİHAD
ÇEŞİTLİ KONULAR
DEVİR VE İSKAT
DİNİMİZ-BATIL DİNLER
Brahmanizm
Budizm
Hinduizm
Kitapların bozulması
Lamaizm
Masonluk
Mecusilik
Musevilik - İsevilik
Semavi dinlerde iman
Şamanizm
+Hıristiyanlık
+Yahudilik
DOĞRU İMAN BİLGİLERİ
ESHAB-I KİRAM
EVLİLİK VE AİLE
EVLİYAYI TANIMAK
FAİZ
FİTNE VE GIYBET
FİTRE-UŞUR-ZEKAT
GÖRGÜ KURALLARI
GUSÜL
HAC VE UMRE
HAYZ VE NİFAS
İDARECİLİK BİLGİLERİ
KUR'AN ÖĞRETMENİ
KUR'AN-I KERİM
KURBAN-ADAK
MEZHEPLER DOSYASI
MİRAS-FERAİZ VE BORÇ
MUCİZE-KERAMET-SİHİR
MÜBAREK GÜNLER
MÜZİK VE TEGANNİ
NAMAZ
NELERİ YİYEBİLİRİZ
NİKAH-TALAK-MEHR
ORUÇ
OSMANLI SULTANLARI
PEYGAMBER EFENDİMİZ
SAĞLIK BİLGİLERİ
SIRAT KÖPRÜSÜ
SÜNNET VE BİD'AT
ŞAFİİ İLMİHALİ
TESETTÜR
UYDURMA HADİS OLURMU
YEMİN VE KEFARETİ


Ziyaretçi Sayısı
DİNİ BİLGİLER
DİNİ BİLGİLER
Loading

Dinimizle ilgili çeşitli sorular

Konuyla ilgili Sesli Dosyayı dinlemek için lütfen tıklayınız!

Sual: İslam’ın beş şartı, ne zaman farz oldu?
CEVAP
Şu zamanlarda oldu:
1- Kelime-i şehadet: Müslümanlığın başlangıcında farz oldu. Beş şarttan ilk farz olan budur.
2- Beş vakit namaz: Hicretten bir yıl önce mirac gecesinde farz oldu.
3- Ramazan-ı şerif orucu: Hicretin ikinci yılında, Şaban ayında farz oldu.
4- Zekat vermek: Orucun farz olduğu yıl, Ramazan ayında farz oldu.
5- Hac: Hicretin dokuzuncu yılında farz oldu.

Dört temel hadis-i şerif

Sual: İslamiyet’in temelini bildiren dört hadis-i şerif hangisidir?
CEVAP
İslamiyet’in dört temeli, şu dört hadis-i şerifle bildirilmiştir:
1- (Ameller niyetlere göredir.) [Buhari]

2- (Helal ve haram meydandadır.) [Ebu Davud]

3- (Davacının şahit göstermesi ve davalının yemin etmesi lazımdır.) [Tirmizi]

4- (Kendi için istediğini, din kardeşi için de istemeyen, imanı kâmil olmaz.) [Ebu Davud]

Bu hadis-i şeriften birincisi ibadet bilgilerinin, ikincisi muamelat bilgilerinin, üçüncüsü adalet bilgilerinin, dördüncüsü de ahlak bilgilerinin temelidir. (H.L.O. İman)

Sual: Müslümanlık gelmeden önce, o zamanki insanlar, bakamayız diyerek fakirlik sebebiyle çocuklarını öldürüyorlarmış. Kız çocuklarını da diri diri gömüyorlarmış. İslamiyet gelince bu durumu yasaklamış mıdır? Yasaklamışsa bu konudaki âyet ve hadisler nelerdir?
CEVAP
Bu konudaki bir âyet-i kerime meali:
(Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla, geçim endişesiyle öldürmeyin. Onların da, sizin de rızkınızı biz veririz. Onları öldürmek elbette çok büyük bir günahtır.) [İsra 31]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Allahü teâlâ, ana babayı üzmeyi, kız çocuklarını diri diri gömmeyi, dilenmeyi haram kıldı. Dedikoduyu, çok sual sormayı ve malı israf etmeyi çirkin buldu.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud]

Sual: İyi insan nasıl olur?
CEVAP
İyi insan olmak için olgun müslüman olmak gerekir. Zaten müslüman, iyi insan demektir. Müslümana mümin de denir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Müminler, kurtuluşa ermiştir. Namazlarını huşu içinde kılar, boş şeylerden yüz çevirir, zekatlarını verir, iffetlerini korurlar.) [Müminun 1-5]

([Müminler] büyük günahlardan ve hayasızlıktan sakınır, öfkelenince kusurları bağışlar ve işlerini aralarında istişare ederler.) [Şura 37,38]

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kimsedir.) [Buhari]

(Mümin akıllı, basiretli ve uyanıktır. Her işte Allah’ın rızasını gözetir. Acele etmez, ilim sahibidir, haramlardan da kaçar.)
[Deylemi]

(Mümin, koku satana benzer. Yanına oturan, beraber gezen veya onunla iş yapan faydasını görür.)
[Taberani]

(Mümin ülfet eder. Ülfet etmeyen ve edilmeyende hayır yoktur.)
[Beyheki]

(Müminin yanına gelen, güzel bahçeye girmiş gibi ferahlık duyar.) [Deylemi]

(Mümin, kötülemez, müstehcen konuşmaz ve hayasız olmaz.)
[Hakim]

(Mümin arı gibidir; konduğu dala zarar vermez. Eseri de güzeldir.)
[Beyheki]

(Mümin, uysal bir deve gibi,
“Ih” denince, yer sert olsa da çöker.)
[Beyheki]

(Mümin sert değildir. Yumuşaklığından dolayı ahmak zannedilir.) [Deylemi]

(Mümin geçim ehlidir. Arkadaşına rahatlık verir.)
[Dare Kutni]

(Komşusu kötülüğünden emin olmayan, mümin olamaz.)
[Buhari]

(Kendin için sevdiğini, başkaları için de sev ki müslüman olasın.) [Harâiti]

Sual: Yabancılar, müslümanlıkta sevginin olmadığını, sevgi hakkında Kur'anda hiçbir âyet bulunmadığını söylüyorlar. Bu hususta bilgi verir misiniz?
CEVAP
Müslümanlık, sevgi, kardeşlik, af, mağfiret ve güzel ahlak dinidir. Kur'an-ı kerim, hadis-i şerifler ve İslam tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Sevgi hakkındaki sayısız âyet-i kerimelerden birkaçı mealen şöyle:
Allahü teâlâ şunları sever:
(İyilik edenleri sever.) [Bekara 195]

(Sabredenleri sever.) [A.İmran 146]

(İhsan edenleri sever.)
[A.İmran 134]

(Adalet edenleri sever.) [Maide 42]

[Ey Habibim, Yahudi ve Hıristiyanlara] de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı affetsin! ) [A.İmran 31]

Allahü teâlâ şunları sevmez:
(Zalimleri sevmez.) [A. İmran 57]

(Fesatçıları sevmez.) [Maide 64]

(İsraf edenleri sevmez.) [Enam 141]

(Kibirlenenleri sevmez.) [Nahl 23]

(Çirkin sözün açıklanmasını sevmez.) [Nisa 148]

Hadis-i şeriflerde sevgi

(Kendi için sevdiğini arkadaşı için sevmeyen, mümin olamaz.)
[Buhari]

(Allah indinde en sevgili kimseler, ahlakça en güzel olanlardır. Bunlar, başkaları ile ülfet ederler, kendileri ile de kolayca ülfet olunur. Allahü teâlânın sevmediği kimseler ise, laf taşıyanlar, kusur araştıranlar, iki kişinin arasını açanlardır.)
[Hatib]

(İyiliği, iyilik edeni sevin! )
[Ebuşşeyh]

(Allah tektir, teke riayet edeni sever.)
[Beyheki]

(Allahü teâlâ, komşusuna ve zimmilere zulmedeni sevmez.)
[Deylemi]

(Allahü teâlâyı seven haya sahibi olur.) [Ramuz]

(Mümin olmadıkça Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de mümin olamazsınız.) [Müslim]

(Aşık olup, sevgisini gizleyen ve iffetini muhafaza eden, şehid olarak ölür.)
[Hatib]

(Seven sevdiği ile beraberdir.)
[Buhari]

(Allahü teâlâ cemildir [güzeldir] cemal sahiplerini sever.)
[Müslim]

Hazret-i Âdem'e secde

Sual: Allah’tan başkasına secde edilmediğine göre, Allahü teâlâ, Hazret-i Âdem'e secde edilmesini niçin emretmiştir?
CEVAP
Allahü teâlânın Âdem'e secde edin emri, Âdem'e doğru secde edin demektir. Nasıl biz, Kâbe için değil de, Kâbe istikametine secde ediyorsak, melekler de Âdem aleyhisselama doğru secde ettiler. Fakat İblis secde etmedi. Halbuki İblis, daha önce hep secde ederdi. Kendini Hazret-i Âdem’den üstün gördüğü için ona doğru secde etmedi. (Mektubat-ı Rabbani)

Âdem aleyhisselamdan, İbrahim aleyhisselama kadar, selamlaşma, birbirine secde etmekle olurdu. Sonra, bunun yerine boynuna sarılmakla oldu. Muhammed aleyhisselam zamanında, el ile müsafeha sünnet oldu.

Araplar ve bedeviler

Sual: Tevbe suresinin 97. âyetinde, (A’rabiler [bedeviler] küfür ve nifakta daha beter) deniyor. Bunun açıklaması nasıldır?
CEVAP
Tefsirlerde, A’rab kelimesi, bedevi olarak geçmektedir. Kâdı Beydavi tefsirinde, bu âyetin açıklamasında buyuruluyor ki:
Şehirden uzak, çölde yaşayan bedeviler, küfür ve nifak yönünden şehir halkından daha ileridedir. Bedevilerin şehir medeniyetinden uzak kalışları, kalblerinin kasvetli oluşu, ilim ehli ile az görüşmeleri, kitap ve sünneti az bilmeleri sebebiyle onlar bu duruma düşmüşlerdir.

Bu tefsirin Şeyhzâde haşiyesinde de şöyle buyuruluyor:
Buradaki A’rab kelimesi Arap milleti değildir. A’rab şehir dışında, çölde yaşayan bâdiye halkıdır. (Arabı sevmek imandandır) hadis-i şerifi, A’rabi ile Arabın farklı olduğuna delildir. Zira Arap övülüyor, A’rab ise kötüleniyor. A’rabiler, yani bedeviler, terbiye altına girmek istemeyen, isyankâr ve kalbleri kararmış vahşi kimselerdir. İlim ehli ile görüşmezler, Allah’ın kitabını, Resulullahın kalblere şifa veren sözlerini dinlemezler. Bunlar, elbette sabah akşam ilim ve hikmet ehlinin ve Resulullahın sohbetini dinleyenlerle aynı olamaz. Şehirde yaşayanla bâdiyede yaşayan arasındaki fark, dağda yetişen meyve ile bahçede [tekniğe uygun olarak] yetiştirilen meyveye benzer. (2/448)

Bedevilerin Müslümanları da elbette vardır. Fakat hüküm ekseriyete göre verilir. (Bu âyet-i kerimedeki A’rabilerden maksat, Müslümanların arasında yetişen mürtedler ve münafıklardır. Bunların kâfirlik ve nifakları, diğer kâfirlerden daha şiddetlidir) diyen âlimler de olmuştur.

Sual: İslam huzurlu olmaya yeterli mi?
CEVAP
Elbette.
Yetmez diyen, hâşâ, eksik göndermiş diye Allahü teâlâya kusur isnat etmiş olur. İslam’a tam uyan tam huzurlu olur. İslamiyet, insanların dünya ve ahiret saadetine kavuşmaları için ihsan edilmiştir. Ama insanın itikadda ve amelde noksanı olursa huzursuz olabilir.

Sual: Hıristiyanın mürtedi ile müslümanın mürtedi aynı mıdır?
CEVAP
Hayır, kâfirlerin hepsi bir dinden sayılır.

Sual: Müslümanlığın gayesi nedir?
CEVAP
İslam dininin gayesi, (Dini, aklı, nesli, bedeni ve malı korumak) olarak bildirilmiştir.

Bu beş esasın gayesi de, imanı muhafaza ederek Müslüman olarak ölmektir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Müslüman olarak can veriniz!) [Âl-i İmran 102]

Sual: Bilmeden İslamiyet’e uygun yaşayan, dünyada faydasını görür mü?
CEVAP
Evet. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, rahat ve saadet menbaı olan dinlerini gönderdi. Dinlerin sonuncusu İslam dinidir. Diğer dinler, kötü insanlar tarafından değiştirildi. Müslüman olsun, kâfir olsun, herhangi bir insan, bilerek veya bilmeyerek İslamiyet’e uygun yaşarsa, dünyada hiç sıkıntı çekmez. Rahat ve neşe içinde yaşar. Avrupa’da ve Amerika’da İslamiyet’e uygun çalışan kâfirler böyledir. Fakat, kâfirlere ahirette hiç sevap ve mükafat verilmez. Böyle çalışan, eğer müslüman ise, ahirette de sonsuz saadete kavuşacaktır.

Sual: Şemsi ve Kameri yıl başlangıcı neye göre oldu?
CEVAP
Peygamber efendimiz 622 yılında Mekke’den Medine şehrine hicret eyledi. Eylül ayının yirminci pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih müslümanlar için Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yılbaşı oldu.

Kiliseye gitmek

Sual: Gezmek için, kiliseye gitmekte, mahzur var mıdır?
CEVAP
İbni Abidin hazretleri, (Kilisede şeytanlar toplanır) buyuruyor. (Redd-ül-muhtar)

Bir ihtiyaç olmadan, şeytanların toplandığı yere gidilmez. Hele, oradaki âyinlere katılmak ve papazdan dua etmesini istemek, hiç caiz olmaz. Onların âyinlerini beğenmek ise küfür olur.

Sual: Mısır’daki firavunların mezarlarını, merak edildiğinde, müze gezer gibi gidip gezmekte bir mahzur var mıdır?
CEVAP
Caizdir.

İslamiyet sevgi dinidir

Sual: Hristiyan bir tanıdık, Kur’anda geçen azap âyetlerini ve Cehennem kelimelerini teker teker saymış. Bunlar çok olduğu için Müslümanlığın sevgiden uzak olduğunu söyledi. Cehennem kelimesi ve azap âyetleri niye çoktur?
CEVAP
Azap âyetleri ile, (Şu günahları işlerseniz Cehenneme gidersiniz) gibi ifadelerin çok olması, Allahü teâlânın merhametinin çok olmasından dolayıdır. İnsanları sevmesi ve merhameti o kadar çok ki, (Cehenneme düşmeyin, Cehennemin azabı çok şiddetlidir) diye hep tekrar ediyor. Çok tekrar etmesi merhametinin çokluğundandır. Yoksa bir kere denirdi. Aynı şeylerin hep tekrar edilmesi, (Akıllı olun, kendinize zulmetmeyin, yoksa Cehenneme gidersiniz) anlamında bir ikazdır.

Bir anne, çok sevdiği çocuğuna da böyle ikazlarda bulunur. (Aman evladım şunu yapma, şuraya gitme. Çukura düşersin. Elindeki bıçakla oynama, bir yerini kesersin. Kötü insanlarla gezme, uyuşturucuya alışırsın. Denizde fazla açılma, boğulursun. Köpekle oynama, hastalık bulaşır) der. Küçük çocuğuna da, (Şunu yapma döverim ha, o pistir, ona dokunma) gibi sözler söylemesi, çocuğuna olan merhametinden, şefkatinden dolayıdır. Çocuğuna zarar gelecek diye korkmaktadır. Çocuğu ikaz etmemek, başıboş bırakmak ona kötülük olur. Allahü teâlâ da, yanlış işlere düşmememiz için sık sık bizi ikaz ediyor. Bu ikazların çokluğu, İslamiyet’in sevgi dini olduğunu gösterir. Bir de Müslümanlıkta işlenen günahların nasıl affolacağının yolu da gösteriliyor. (Nefsinize, şeytana uyup günah işlemişseniz, namaz kılar, oruç tutar ve dinin diğer emirlerini yerine getirirseniz günahlarınız affolur, Cennete girersiniz) deniyor. Bundan daha iyisi olmaz. Serbest, başıboş bırakmak, iyilik değil, kötülük olur.

Oylamaya katılmak gerekir mi?

Sual: Dünya tarihinin en önemli 100 lideri diye oylama yapılıyor. Peygamber efendimizin kazanması için oy vermek gerekir mi?
CEVAP
Hayır, oy vermek gerekmez. Aksine Müslümanlar hiç oy kullanmamalı. Oy kullanmamakla, böyle bir şeyin yanlış olduğunu göstermeli. Oylamada başkası kazanırsa, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimizden hâşâ üstün mü olacak? Peygamber efendimizi, başka insanlarla kıyaslamak, bunun için oylama yapmak hiç caiz olmaz.

Başka bir gün de, (Allah var mı?) diye oylama yapsalar, çoğunluk yok dese, hâşâ doğrusu o mu olacak? İyi kötü, doğru yanlış, oy çokluğu ile nasıl tespit edilir? Kötülerin hâkim olduğu çoğunluğa uymak yanlış olur. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar.) [Enam 116]

Herkese Lâzım Olan İman kitabında, (Amerika’da, en büyük insan yarışmasında, en çok oy alan Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem” olmuştur) deniyor. Burada, kâfirlerin bile Peygamber efendimizi, takdir ettikleri anlatılıyor. Yoksa (Müslümanlar böyle bir oylamaya katılmalı) denmiyor. Onlar ne yaparsa yapsın, Müslümanlar, böyle anketlere katılmamalı ve oy vermesi için hiç kimseyi teşvik de etmemelidir.

Dine uymak din istismarı mı?

Sual: Batı hayranı biri diyor ki:
(Biz tesettüre karşı değiliz, fakat kapalı gezen kadınlar, dînî siyasete alet ediyorlar. Dînî ve dînî değerleri prim toplamak için kullanıyorlar. Namaza da karşı değiliz, fakat namaz kılanlar, din istismarı yapıp, dinden prim toplamaya çalışıyorlar. Hacca da karşı değiliz. Fakat hacca gidip kendilerine hacı baba, hacı amca dedirtiyorlar, böylece dini istismar edip prim kazanmaya çalışıyorlar. Biz Abdülkadir-i Geylânî ve diğer zatlara karşı değiliz, fakat onları istismar edenlere, ölülerinden yardım bekleyenlere karşıyız. Onlardan himmet geliyor diye, onları putlaştırıyorlar. Böylece istismardan prim topluyorlar. Ölü yardım edemez, Allah'tan istemeli.)
Bu kimse, dinin emrine uymayı din istismarı olarak mı görüyor?
CEVAP
Dinin emrine uymayı sadece din istismarı olarak görmekle kalmıyor, din istismarcılığı olarak da suçluyor. Hangi konuda olursa olsun, dine uyanların dini istismar ettiklerini, prim topladıklarını söylemek art niyetli olmaktır. Yapılan şey, maddî bir menfaat için yapılıyorsa, ancak o zaman din istismarından bahsedilebilir. Namaz kılan, oruç tutan kimselerin bir menfaat için art niyetle yaptığı nasıl söylenir? Her tesettürlüye, namaz kılana veya hacca giden herkese dini istismar ediyor denir mi? Gayrimüslimlerde olduğu gibi, içimizdeki batı hayranlarında da bir İslamofobi var. Müslümanın yaptığı her ibadette bir art niyet aranır mı?

Vefat etmiş evliya zatları vasıta kılarak Allahü teâlâdan yardım istemenin dine aykırı bir yönü yoktur. Bu kimse, Vehhâbîlerden etkilenmiş olabilir. Onlar tasavvufa, yani evliyalığa düşman oldukları için keramete inanmazlar. Evliya zatları put kabul ederler. Bir de, (Senin ölmüş evliyadan istediğin oldu mu? Falanca arkadaşını hapisten çıkarabildin mi? Ölü olduğu için yardım edemedi) diyorlar. Allahü teâlâya dua edince de, yine arkadaş hapisten çıkmıyor. Hâşâ Allah diri değil mi? Demek ki duamızın kabul edilmemesinin bir sebebi vardır. Büyük zatları vesile kılıp dua edince, duamız kabul olmamışsa, bunun da bir sebebi vardır. Vefat etmiş evliya zata yardım ettiren de, yine Allahü teâlâdır. Allahü teâlânın izni olmadan kimse, kimseye yardım ve şefaat edemez.

Kâfire de farz var mı?

Sual: Kitaplarda, (Şunları yapmak herkese farzdır) deniyor. Herkes denince bir ayrım yapılmamış oluyor. Buna, kadın erkek, zengin fakir, mümin kâfir herkes dâhil mi?
CEVAP
Bunlar konusuna göre değişir, dâhil olduğu yer olur, dâhil olmadığı yer olur. Mesela, (Günahlarına tevbe etmek, herkese farzdır) denince, kadın erkek, zengin fakir her Müslüman anlaşılır, kâfir anlaşılmaz. Hanefî’de, kâfire iman etmekten başka farz yoktur. Hiçbir ibadet ona farz değildir. Hiçbir günahtan sorumlu olmaz. Âhirette niye namaz kılmadın, niye oruç tutmadın denmez. Sadece (Niye inanmadın?) diye sorulur. Müslümana ise, yapmaya mecbur olduğu her ibadet sorulur. Fakir Müslümana, (Niye zekât vermedin?) diye sorulmaz.

(Kâinattaki hesaplı nizama bakmak ve bunlardaki incelikleri düşünmek, herkese farzdır) denince, herkes kelimesinin içine aklı olmayanlar girmez. Fakat kâfirler girer. Çünkü kâfirden iman etmesi isteniyor. Mesela gökler direksiz duruyor, Güneş asırlardır ısı ve ışık veriyor, Ay ve gezegenler dönüyor. Bunların kendiliğinden olmadığını düşünmek gerekir. Bunu düşünmek de bir yaratıcıya inanmaya götürür. Bu bakımdan buradaki (Herkese farzdır) ifadesinin içine kâfirler de girer.

İmanlıya farklı hitap

Sual: Allahü teâlânın, mümine ve kâfire hitabı ve farz ettiği şeyler farklı mıdır?
CEVAP
Evet, hitabı da farklı, farz ettiği şeyler de farklıdır. Mümine, amel ve ibadeti, kâfire de iman etmesini emrediyor. Münafıklara da ikiyüzlü olmaktan vazgeçmelerini, iman edip ihlâslı olmalarını emrediyor. Yani mümine ibadeti, kâfire imanı, münafığa da imanı ve ihlâsı farz etmiştir.

Müminlere ameli emreden iki âyet-i kerime meali:
(Ey iman edenler, Kıyamet gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın!) [Bekara 254]

(Ey iman edenler, yaptığınız hayırlarınızı başa kakmak ve incitmek sûretiyle boşa çıkarmayın!)
[Bekara 264]

Kâfirlere iman etmeyi, Allah'ın varlığına inanmayı bildiren iki âyet-i kerime meali:
(Ey kâfirler, Allah’ı bırakıp da taptığınız putlar sizin gibi yaratıktır. [Putların ilahlığı hakkındaki davanızda] doğru iseniz [putlara ve kendinize güveniyorsanız], onları çağırın da, size cevap versinler [ihtiyaçlarınızı görsünler, size yardım etsinler!]) [Araf 194]

(Ey kâfirler, ölü iken sizi diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz. [Orada hesaba çekileceksiniz.] Öyleyken Allah'ı nasıl inkâr edersiniz?) [Bekara 28]

İkinci dirilme kabirde olacaktır. İmam-ı Nesefî de bu âyetin kabir azabı ve nimetine işaret ettiğini bildirmiştir. (Tefsir-i Şeyhzade)

Münafıkların ikiyüzlü oldukları hakkında iki âyet-i kerime:
(Bu münafıklar, müminlerle karşılaşınca, “Biz de iman ettik” derler. Hâlbuki şeytanlarıyla [Kendilerini aldatan liderleriyle, elebaşlarıyla] beraber iken, “Biz sizdeniz, biz inananlarla alay ediyoruz” derler.) [Bekara 14]

(Münafıklar, [Kalblerindeki küfrü gizleyip imanlı görünerek] Allah’a hile yapmaya, oyun oynamaya kalkışıyorlar; hâlbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirir.)
[Nisa142]

Gâvura kızıp oruç yemek

Sual: Emekli bir asker, (Beni dinci diye bir üst rütbeye terfi ettirmeden emekli ettiler. Evet dinciliğim vardı, ama namaz kılmayı öğrettiğim bir arkadaşım, Mustafa Kemal’e yapılan hakarete inandığını söyleyince, ona kızıp namazı bıraktım) diyor. Birine yapılan hakaretle, namazı terk etmek yanlış değil mi?
CEVAP
Emeklinin yaptığı çocukça bir şeydir. Ben çocukken, anneme, (Bana şeker vermezsen namaz kılmam!) derdim. Sanki namazı annem için kılıyormuşum gibi. Biri, sevdiğimiz birine hakaret etse, namazı mı terk edeceğiz? Biz namazı Allah için mi kılıyoruz, yoksa bize hakaret eden insanlar için mi? (Gâvura kızıp oruç yemek) diye bir atasözü var. Başkalarına kızıp, namazı bırakmak veya orucu bozmak, başkasına kızıp intihar etmek gibi bir şeydir.

Türkçede -ci, -cü, -cı, -cu ekleri isim ve sıfat üreten bir ektir. İsim olarak, sütçü, balıkçı, şarkıcı gibi o işin ticaretini yapan kimseye denir. Sıfat olarak pilavcı, esrarcı, yakıcı, yıkıcı, bölücü gibi kelimeler, o şeyi yiyene ve o işten zevk alana denir. Dinci ve İslamcı gibi kelimeler de bunları andırıyor. Bunlar da sanki dini yiyip bitirmekten zevk alan veya onun ticaretini yapan kimseler gibidir. Acaba emeklinin dinciliği de böyle bir şey mi ki?

İslamiyetin âdet hâline gelmesi

Sual:
İslamiyetin âdet hâline gelmesi, yani İslâmiyyete değil, akla ve kendi görüşüne uyulması nasıl olur?
CEVAP
Nablüsî de “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Hadîka)nın yüzseksenyedinci sahifesinde diyor ki, (Dinin unutulması, yani İslamiyetin âdet hâline gelmesi, yani İslâmiyyete değil, akla ve kendi görüşüne uyulması, dört şeyden ileri gelmektedir: Birincisi, öğrendiklerini yapmamak. İkincisi, bilmeden yapmak. Yani, Allahü teâlânın emirlerini öğrenmeyip, kendi aklına, görüşüne uymak ve herkesin de böyle olması için çalışmak. Bunların doğru ve faydalı olduklarına inanıp, bunları beğenmeyenlere düşman olmak. Üçüncüsü, yapacağı şeylerin ahkâmını önceden öğrenmemek. Dördüncüsü, insanların din bilgilerini öğrenmelerine mâni’ olmak. Öğrenmek ve gençlere öğretmek isteyenlere, gerici, çağ dışı diye iftira etmek.

Tasavvuf büyükleri, Velîler, mürşidler “kaddesallahü teâlâ esrârehüm”, hep İslâmiyyete uymuşlardır. Yüksek derecelere böyle kavuşmuşlardır. İslâmiyyete uymak, İslâmiyyetin dört deliline uymak demektir. Bu dört delil, Kur’ân-ı kerîm ve Sünnet ve İcmâ’ı ümmet ve Kıyâs-ı fükahâdır. Bu dört kaynaktan başka şeylere tâbi’ olanlar Cehennem azabına gideceklerdir. Bunlar, saadet-i ebediyye yolunu kesiciler, bâtılı hak şeklinde gösteren yalancılardır.) (Fâideli Bilgiler s.411)

Allah isteseydi sizleri, tek bir ümmet yapardı

Sual: Madem ki İslam dini hak dindir. En büyük kudret sâhibi olan Allahü teâlâ, bütün insanları hidayete kavuşturamaz mıydı? Yani, bütün insanları Müslüman yapamaz mıydı?
CEVAP
Bunun cevabını, Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerimde vermektedir. Secde sûresi 13. cü âyetinde mealen, (Biz dileseydik, bütün insanları hidayete eriştirirdik. Fakat, insanlardan ve cinlerden kâfir olanlarla Cehennemi dolduracağımı vaat ettim, söz verdim) buyurulmuştur ve Mâide sûresi, 48. ci âyetinde mealen, (Allah isteseydi sizleri, tek bir ümmet yapardı. Fakat, itaat edeni isyan edenden ayırmak istedi) buyurulmuştur. Demek oluyor ki, Allahü teâlâ insanları tecrübe etmektedir. Onlara en büyük silâh olan aklı vermiş, onlara en mükemmel rehber olan Kur’ân-ı kerimi ve en büyük yol gösterici olarak son Peygamberini “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” göndermiş, emirlerini ve nehiylerini bildirmiş, bunlara göre hareket etmeleri için de, insanlara irade ve ihtiyâr vermiştir. Yûnus sûresi, 108. âyetinde mealen, (De ki: Ey insanlar! Rabbinizden size hakikat [Kur’ân-ı kerim] gelmiştir. Hidayete [Doğru yola ] giren ancak kendi kazancı için girmiş, dalâlete düşen [sapıtan] de, kendi zararına olarak sapıtmıştır. Ben sizin vekiliniz değilim!) buyurulmuştur.

O hâlde, kendi yolumuzu kendimiz seçmek, kendi hareketlerimizi kendiliğimizden Allahü teâlânın kitabına uydurmak zorundayız. Bunun için de, her şeyden evvel, ruhumuzu beslemeliyiz. Ruhun gıdası dindir. (Herkese Lazım Olan İman s. 468)

Doğruyu, yanlışı fıkıh kitaplarından öğrenmeli

Sual: İslamiyetten önceki dinlerin hükümlerine uyulabilir mi?
CEVAP
(Tefsir-i Mazherî)
de, Mâide sûresinin kırkdördüncü âyetinin tefsirinde buyuruyor ki, (Hadîs-i şerifte, (İsa aleyhisselâmın yaptığını yapmakta ben herkesten ilerideyim. Peygamberler “aleyhimüsselâm”, babaları bir olan kardeşler gibidirler. Anaları ayrıdır. Dinleri birdir) buyuruldu. İmâm-ı a’zam Ebû Hanife “rahmetullahi aleyh”, bu hadîs-i şerife uyarak, önceki dinlerin, Muhammed “aleyhisselâm” tarafından değiştirilmemiş olan hükümleri ile amel etmemiz vaciptir buyurdu. Yani, geçmiş dinlerin hükmü olduğu, âyet-i kerime veya hadîs-i şerif ile bildirilmiş ve neshedildiği bildirilmemiş olan hükümler ile amel edilir). Amel etmemiz lâzım olan böyle hükümlerin hepsini, fıkıh âlimlerimiz tespit etmişlerdir. Fıkıh âlimlerinin izin verdiklerinden başka olan ibadetlerine uymamız câiz değildir. Çünkü, Yahudilerin ve Hristiyanların şimdi yapmakta oldukları ibadetlerin bazısını, sonradan kendileri uydurmuşlardır. Bunlara uymamız, küfür veya haram veya mekruh olur. Doğruyu, yanlışı, fıkıh kitaplarından öğrenmeliyiz! İmâm-ı Şâfi’î “rahime-hullahü teâlâ aleyh” ise, önceki dinlerin hiçbir hükmü, bizim için hüccet olmaz buyurdu. 
(Tam İlmihal s. 770)

İslamiyet ve Peygamber efendimizin sözleri

Sual: İslamiyet ne demektir? Hadis-i kudsi ve hadis-i şerifler Peygamber efendimizin sözleri değil midir, aralarında ne fark vardır?
CEVAP
(İslamiyet), Muhammed aleyhisselâmın Peygamber olduğuna inanmak ve Onun dinine uymak demektir. Allahü teâlânın, Kur’ân-ı kerimde bildirdiği emirlere (Farz) denir. Yasak ettiği şeylere (Haram) denir. İkisine birden (Ahkâm-ı islâmiyye) denir. Ahkâm-ı islâmiyyeye uymak, Kur’ân-ı kerime uymak demektir. Muhammed aleyhisselâmın her sözünün Allahü teâlâ tarafından bildirildiğine, hepsinin doğru olduğuna inanan kimseye (Müslüman) denir. Onun sözleri iki kısımdır: 1- Manaları, mübarek kalbine, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş, kendi konuştuğu kelimelerle söylemiştir. Böyle sözlerine (Hadîs-i kudsi) denir. 2-Kelimeleri de, manaları da, kendisindendir. Böyle sözlerine (Hadîs-i şerif) denir. 
(Hak Sözün Vesikaları s. 322)

Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına (Din) denir. Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği dine (İslamiyet) denir. Peygamberler, en büyük rehberlerdir. İslam dinini tebliğ eden, en son ve en üstün peygamber, Muhammed aleyhisselamdır. Allahü teâlânın gönderdiği kitabı da (Kur’ân-ı kerim)dir. Muhammed aleyhisselâmın irşad edici mübarek sözlerine (Hadîs-i şerif) denir. Bunlar çeşitli kıymetli kitaplarda bildirilmiştir. 
(Herkese Lazım Olan Îmân s. 89)

İslâmiyete zarar yapanlar ölünce üzülmek günahtır

Sual:
 Müslümanlara ve İslâmiyete eli ile, dili ile, kalemi ile zarar yapanlar ölünce üzülmek günah mıdır?
CEVAP
(Kimyâ-i saadet) 
kitabında, beşinci bâbda buyruluyor ki: Şüpheli şeylerden kaçınmalıdır. Harama yaklaşan zaten asi, fasık olur. [Şüphe ettiği şeyleri, Ehl-i sünnet kitaplarından öğrenmelidir. Cahil hafızlara, hocalara ve her kitaba güvenmemelidir.] Kalbine sıkıntı getiren şüpheliyi almamalıdır. Zalimlerle, hile, hıyanet edenlerle, yemin ile satanlarla, dükkânında haram şey satanlarla alış-veriş etmemelidir. Zalimlere, fasıklara veresiye satmamalıdır. Çünkü, öldükleri zaman üzülür. Hâlbuki, zalimler [yani Müslümanlara ve İslâmiyete eli ile, dili ile, kalemi ile zarar yapanlar] ölünce üzülmek günahtır. Onlara yardım etmek caiz değildir. Mesela, din ile alay edenlere, yalan yanlış kitaplar yazarak dini yıkmaya uğraşanlara kağıt satmak günahtır.

Velhâsıl, herkesle muamele etmemelidir. Doğru insan aramalıdır. Bir zaman vardı ki, bir tacir, her istediği ile muamele edebilirdi. Çünkü, herkes, alış-veriş ilmini biliyor ve bildiğine göre hareket ediyordu. Sonraları öyle zamanlar geldi ki, birkaç kişi ile muamele edilemezdi. Daha sonraları ise, ancak birkaç kimse ile muamele edilebilir oldu. Bir zaman gelmek korkusu vardır ki, alış-veriş edecek kimse bulunamayacaktır. Bunu çok zaman önce, söylemişlerdir. Bizler, belki de, büyüklerimizin korktuğu o zamana kaldık. Kim ile olursa olsun, alış-veriş edilmektedir. Cahil hâfızlar, yangına körükle gidip, (Bugün dünyanın her tarafı böyle oldu. Her yerdeki mala haram karıştı. Haramdan kurtulmak imkânsız oldu) diyorlar. Bu söz, çok yanlıştır. Hiç de dedikleri gibi değildir. 
(Tam İlmihal s. 849)

 

Top
Sitemizdeki bilgilerden, Orijinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.