logo
Ana Sayfa
KIBLE
365 GÜN DUA
ABDEST VE TEYEMMÜM
AHLAK BİLGİLERİ
ALIŞ VERİŞ BİLGİLERİ
ALLAHÜ TEALA
ANA - BABA HAKKI
BOZUK FIRKALAR
BÜYÜ-SİHİR-HURAFELER
CENNET VE CEHENNEM
CİHAD
ÇEŞİTLİ KONULAR
DEVİR VE İSKAT
DİNİMİZ-BATIL DİNLER
DOĞRU İMAN BİLGİLERİ
ESHAB-I KİRAM
EVLİLİK VE AİLE
EVLİYAYI TANIMAK
FAİZ
Altın günü yapmak
Avrupa’da faiz
Dar-ül-harbde caiz
Faizli alış verişler
Kâr zarar ortaklığı
FİTNE VE GIYBET
FİTRE-UŞUR-ZEKAT
GÖRGÜ KURALLARI
GUSÜL
HAC VE UMRE
HAYZ VE NİFAS
İDARECİLİK BİLGİLERİ
KUR'AN ÖĞRETMENİ
KUR'AN-I KERİM
KURBAN-ADAK
MEZHEPLER DOSYASI
MİRAS-FERAİZ VE BORÇ
MUCİZE-KERAMET-SİHİR
MÜBAREK GÜNLER
MÜZİK VE TEGANNİ
NAMAZ
NELERİ YİYEBİLİRİZ
NİKAH-TALAK-MEHR
ORUÇ
OSMANLI SULTANLARI
PEYGAMBER EFENDİMİZ
SAĞLIK BİLGİLERİ
SIRAT KÖPRÜSÜ
SÜNNET VE BİD'AT
ŞAFİİ İLMİHALİ
TESETTÜR
UYDURMA HADİS OLURMU
YEMİN VE KEFARETİ


Ziyaretçi Sayısı
Loading

Faizli alış verişler

1- 5 gr 14 ayar ile 5 gr 24 ayar altını değişmek caizdir. Biri fazla ise veya veresiye ise faiz olur. Hadis-i şerifte, (Altın altına, gümüş gümüşe, hurma hurmaya, buğday buğdaya, tuz tuza, arpa arpaya misli misline satılırken, biri fazla olursa faiz olur. İkisi de peşin olmak şartı ile, altını gümüşle [veya başka şey ile] fazla veya eksik fiyatla, alınıp satılabilir) buyuruldu. (Tirmizi)

2- Hurda altın, çok değerli antika bir altınla bile değiştirilirken eşit ağırlıkta olmalıdır. Antikadır, değeri yüksektir diye fazla altın almak faiz olur. Faiz olmaması için, antika altının yanına mesela bir de kalem konursa, bu kalemle birlikte antika altına çok yüksek fiyat istenebilir. Diyelim ki 7 gr antika altın için, yanında başka mal da olduğundan dolayı, bir kg işlenmiş altın istemek caiz olur.

3- Hurda altın yerine işlenmiş altın almak isteyen, hurda altınlar ile işlenmiş altınların fiyatı hesap edilir. Diyelim hurda altın 80, işlenmiş altın da 100 milyon TL tuttu ise, 20 milyon TL fark istenir. Veya hurda altın çok olup 100, işlenmiş altın da 80 milyon TL tutmuş ise, 20 milyon TL fark verilir.

4- Altını, kağıt para veya başka mal karşılığı veresiye çok pahalı satmak caizdir.

5- Bir teneke kaliteli buğdayı, bir teneke kalitesiz buğdayla değişmek caizdir. Biri fazla olursa faiz olur.

5 teneke kalitesiz buğday verip, 4 teneke kaliteli buğday almak faiz olur. 4 teneke buğdayın yanına başka cins bir mal mesela bir kalem veya bir kitap konur, bununla birlikte satılırsa caiz olur.

6- Bir şey kendi cinsi ile, [mesela arpa arpaya, altın altına] veresiye satılınca faiz olur.

7- Ortak bir malı, ölçmeden veya tartmadan paylaşmak faiz olur. [Mesela kurban etini tartmadan bölüşmek faiz olur. 4 hisseye birer ayak, bir hisseye baş, ötekine de deri konursa faiz olmaz.]

8- Bir malı, mesela 2 ay sonra teslim etmek üzere sattıktan sonra, noksan olarak, daha önce vermek faiz olur. [Çek, senet kırdırmak da faiz olur. Vadesi gelmemiş borcu birkaç ay önce öderken eksik ödemek faiz olur. Faiz olmaması için hepsi ödenir. Sonra alıcı fazlasını borçluya hediye eder.]

9- İki kişi, birer çuval buğdayı, ölçmeden, karıştırıp un yaptırdıktan sonra, ikiye bölüşseler faiz olur.

10- İki kişinin ortak bir ineği olsa, sütünü bir gün biri, bir gün öteki alsa faiz olur. Her günkü sütü eşit bölüşmek gerekir. [Bunun gibi iki kişinin kirada bir evi olsa, kirasını bir ay biri, bir ay öteki alsa caiz olmaz. Her ay alınan parayı ikiye taksim etmek gerekir. Altın günü, Dolar günü yapıp, her seferinde birine altın veya Dolar vermek caiz olmaz.]

11- İki kişi, arabalarını, her biri kullanmak üzere, muayyen bir zaman için değişseler faiz olur.

12- Bir şeyi ucuz satın almak veya ona pahalı satmak şartı ile ödünç vermek faiz olur.

13- Bir şeyi, aldatmak suretiyle pahalı satmak veya ucuz almak da faiz olur. Aldatmadan pahalı satmak veya ucuza almak caizdir.
[Bu maddeler, (Erbain-i Selmani) kitabından alınmıştır.]

Faiz çok büyük günahtır. Ancak faizden bahseden çok kimse, faizin ne olduğunu bilmiyor. Sadece faizin bir iki çeşidini biliyor. Halbuki faiz çeşidi çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Faiz yetmiş üç çeşittir.) [Hakim]

(Faiz, genel olarak veresiyede olur.)[Müslim]

(Bir zaman gelecek, insanlar, helalı haramı düşünmeyecek, sadece paranın gelmesini düşüneceklerdir.) [R.Nasıhin]

Ödünçte bile faizin olduğunu çok kimse bilmez. Mesela iki ay sonra vermek üzere bir milyon lira ödünç almak faiz olur. Hamza Efendinin Bey ve Şir’a risalesinin şerhinde, (Ödünç verirken zaman tayin etmek faiz olur) buyuruluyor.

Faizden kurtulmak için alış veriş bilgisini iyi öğrenmek gerekir. Alış veriş bilgileri, toplu halde Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabında vardır.

Faizli alışverişlere dikkat

Sual: Faiz olabilecek alışverişlere birkaç örnek verebilir misiniz?
CEVAP
Alışverişte faiz, genelde ağırlık veya hacimle ölçülen bir cinsten olan malların birbirleriyle takas edilmelerinde oluyor. Faiz olan ve olmayan alışverişlere bazı örnekler verelim:
Faiz olur: Bir teneke buğdayı, bir teneke buğdaya veresiye satmak faiz olur. Buğdaylardan birinin kaliteli, ötekinin kalitesiz olması fark etmez. Biri bir tenekeden az veya fazla olursa peşin satmak da faiz olur.

Faiz olmaz: İki şarttan biri bulunup biri bulunmazsa, farklı miktarda peşin satmak caiz olup, eşit miktarda olsalar da, veresiye satmak yine faiz olur. Bir teneke buğdayı, iki teneke arpaya peşin satmak caiz olur. Beş yumurtayı altı yumurtaya peşin satmak caiz olur. Para bozdurmak, mesela 100 lira verip iki 50 lira almak caiz olur.

Faiz olur: Beş metre basmayı, beş metre basmaya veresiye satmak faiz olur. Üç yumurtayı, veresiye üç yumurtaya satmak da faiz olur. Bozdurmak için 100 lira verilse, bozan kimse de, 50 lirasını şimdi verse, diğer 50 lirasını veresiye verse faiz olur.

Faiz olmaz: Yarım altın verip, yarım altın ağırlığında iki çeyrek verilse satış caiz olur. Altın ve gümüş, ağırlıkla ölçülür. Basılı altın liraların ağırlığı belli olduğu için, bunları sayı ile de kullanmak caiz olur. Ancak kullanırken, ağırlıklarını düşünmek gerekir.

Faiz olur: 5 gram 18 ayar altını, 4 gram 22 ayar altına satmak faiz olur.

Faiz olmaz: Kâğıt parayla altını, peşin de, veresiye de, satın almak faiz olmaz.

Faiz olur: Altın ve gümüşü, ayrılmadan önce almak ve vermek şarttır. Yani birbirinin eline vermek gerekir. Ayrıldıktan bir iki dakika sonra verse, satış sahih olmaz.

Faiz olmaz: (Bu bir teneke buğdayı, bir teneke tohumluk buğdaya sattım. Bu bir teneke buğdayı, bir teneke taze arpaya sattım) diyerek sözleşmek caiz olur. Fakat sözleşme yerinden ayrılmadan, tohumluk buğdayı veya taze arpayı teslim almak gerekir.

Faiz olur: Altın ve gümüşten başka madenlerde, sanat, işçilik farkı olabilir. Bir bakır semaveri, daha ağır bakır semaver karşılığı satmak caiz olur. Çünkü altından ve gümüşten başka madenler, üzerinde işleme yapıldığından, sanat yönüyle, ağırlık ölçüsünden çıkıp, tane ile veya götürü usulüyle satılabilir. Fakat bunları ağırlıkla satmak âdet olan yerlerde, ağırlık farkı yine faiz olur.

Faiz olmaz: Eski bakırı, yeni bakırla aynı ağırlıkta ve peşin değişmek caiz olur. Yeni bakır hafifse, bununla az miktar başka mal veya para da, peşin verilince caiz olur, faiz olmaz.

Faiz olur: Buğdayı buğdaya peşin satarken, birinin hacmi fazla olursa faiz olur. Hacimleri eşit, fakat biri veresiye ise yine faiz olur.

Faiz olmaz: Arpayı buğdaya satarken, hacimleri aynı olsa da veresiye satmak faiz olup, hacimleri farklı olsa da, her ikisi peşin caizdir.

Faiz olur: Ağırlıkları eşit, fakat biri veresiye ise, faiz olur. Ağırlık veya hacimleri eşit olmayan peşin satışta, faizden kurtulmak için, ağırlık veya hacmi az olan malın yanına, aynı cinsten olmayan, başka az bir şey de ilave edip, iki şey bir arada iken, pazarlıkla alınmalı. Böylece faiz olmasa da, ilave edilen şeyin kıymeti azsa, tahrimen mekruh olur.

Faiz olmaz: Birkaç kimse arasında müşterek olan, ölçek veya ağırlıkla ölçülen bir malı, ölçmeden paylaşmak faiz olur. Fakat, her biri diğerlerine bir defter, ikincisi bir mendil, kalem gibi şeyler de verip helâlleşilirse caiz olur. Vermeden helâlleşmekle caiz olmaz. Mesela üç kişinin on kilo kadar ortak buğdayları olsa, yaklaşık üçe bölseler faiz olur. Göz kararıyla böldükten sonra, birinci ortak ikinci ortağa bir kalem verse, ikinci ortak üçüncüye bir mendil verse caiz olur.

Faiz olur: Ağırlıkla ve kile ile ölçülen ve ölçülmeyen her şey, kendi cinsiyle veresiye satılınca, miktarı aynı olsa da faiz olur.

Faiz olmaz: Maddeleri veya kullanış yerleri aynı olmayan veya insanlar tarafından sıfatları değiştirilen şeyler, aynı cinsten değildir. Mesela elma sirkesi ile üzüm sirkesi, koyun etiyle sığır eti, buğdayla ekmek aynı cinsten değildir.

Faiz olur: Miktarları eşit olsa da, hacimle veya ağırlıkla ölçülen bir şeyi, kendi cinsi karşılığı, ölçmeden toptan satmak faiz olur. Çünkü böyle şeylerin satışında, söz kesilirken, ölçülerek, miktarlarının aynı olduğunu bilmek, alışverişin sahih olması için, şarttır.

Faiz olmaz: İmam-ı Muhammed’e göre, ekmeği taneyle ve ağırlıkla ödünç vermek faiz olmaz.

Faiz olur: Buğdayı, buğday ununa aynı hacimde de satmak faiz olur. Çünkü buğdaydan, aynı hacimde un hâsıl olmaz.

Faiz olmaz: Unu ve buğdayı, ekmeğe satmak faiz olmaz. Çünkü ekmek, başka cinsten olmuştur ve sayı ile ölçülür.

Faiz olur: Hacimle veya ağırlıkla ölçülen bir malı, ölçmeden ödünç vermek veya almak faiz olur. Ödünç verilen şey, hediye olarak verilirse, böyle bir tehlike olmaz.

Faiz olmaz: Susam, zeytin gibi yağ çıkarılan cisimler, kendi yağları karşılığı satıldığı zaman, yağ, cisimdeki yağ miktarından fazlaysa caizdir ve yağın aynı miktarı yağ karşılığı olup, fazlası posa karşılığı olur. Fazla değilse, az veya eşitse veya belli değilse faiz olur.

Faiz olur: Bir malı, on liraya satıp, müşteriye teslim ettikten sonra, parayı teslim almadan, malı müşteriden, dokuz liraya geri satın almak faiz olur. Parayı tamam alınca, satın alabilir. Bir malı sattıktan sonra, parasının hepsini tamam teslim almadan, o malla birlikte başka bir şeyi, aynı fiyatla geri satın almak faiz olur.

Faiz olmaz: İki kişinin kirada ortak bir evi olsa, kirasını her ay bölüşseler faiz olmaz. Fakat bir ay biri, diğer ay biri alsa faiz olur.

Faiz olur: İki kişinin ortak bir ineği olsa, sütü bir gün biri, bir gün diğeri sağsa faiz olur. Her gün çıkan sütü paylaşmaları gerekir. İki kişi, mesela bir otomobili, arabayı her biri kullanmak üzere, belli bir zaman için değişseler faiz olur.

Sual: Evimi bir arkadaşa verdim. Bana ödünç bir milyar lira verdi. Ben de dedim ki, (Evimden kira almıyorum, sen de parandan faiz alma. Paran bende kaç sene durursa, o kadar sene evde kirasız otur) dedim. Yani para faizsiz, ev kirasız oluyor. Dinimizce bir sakıncası var mı?

CEVAP
Evet. Açıkça faizdir. Evde paranın faizi karşılığı oturmaktadır. Peygamber efendimiz, (Menfaat getiren ödünç faizdir) buyuruyor. Size verdiği ödünç karşılığı evde oturuyor. Arkadaş size ödünç vermeseydi, kirasız otur der miydiniz? Deseniz bile, bu şekilde bir anlaşma faizdir. Faiz ise çok büyük günahtır.

Sual: Faiz helal, riba haramdır diyorlar doğrusu nedir?
CEVAP
Faiz ile riba aynıdır. Faiz yedi büyük günahtan biridir. (Buhari)

Kur'an-ı kerimde de faizin haram olduğu bildirilmiştir. (Bekara 275-279)

Faizin haram olduğunu bildiren birçok hadis-i şeriflerden biri şöyle:
(Miraç gecesi, karınları ev gibi, içleri yılan dolu insanlar gördüm. Bunların kim olduğunu Cebrail aleyhisselama sordum. Faiz yiyenler olduğunu bildirdi.) [İbni Mace]

Her ihtiyaç zaruret değildir

Mecelle’de diyor ki:
Zaruretler, memnu olanı mubah kılar. Yani yasak olan şeylerin, zaruret devam ettiği müddetçe yasaklığı kalkar. (Madde 21)

Bazı kimseler, Mecelle’nin bu maddesini gerekçe gösterip, (Her ihtiyaç zarurettir. Zaruret karşısında da haramlar mubah olur) diyerek haramları mubah gibi işliyorlar. Zaruret nedir, ne değildir?

Zaruret: Kendinin veya nafakasını vermesi gerekenlerin, aç, susuz, çıplak veya sokakta kalarak hasta olması demektir. (Eşbah)

Zaruret, zor ile, başka şey yapmaya imkan olmadığı hallerde olur. (Kamus tercümesi)

Görüldüğü gibi, insanı bir şey yapmaya zorlayan, insanın elinde olmayan semavi sebebe zaruret denir. Kısacası, dinimizin emrettiği veya yasakladığı bir işte, başka bir şey yapamama mecburiyeti zarurettir.

Zarureti birkaç misal ile açıklayalım:
Bir günlük yiyeceği olanın dilenmesi haramdır. Çalışmaktan aciz olup açlıktan ölecek kimse, ödünç arar. Ödünç veren olmazsa dilenir. Dilendiği halde, kimse bir şey vermezse, leş yiyebilir.

24 saat yemek yemeyen kimse açtır. Bu açlığı ihtiyaçtır. Çünkü ölecek bir durum yoktur. Böyle bir kimsenin leş yemesi haram olur. Burada görüldüğü gibi, zaruret, bütün kapıların kapanması halinde yapılacak son çaredir.

Kullanılmadığı zaman helake sebep olan yasak şeyi kullanmak zaruret olur. Kullanılmaması sıkıntıya, meşakkate sebep olursa, ihtiyaç denir. Mesela günlerce aç kalıp yiyecek bir şey bulamayanın ölmeyecek kadar leş yemesi zarurettir. (Uyun-ül-Besair s.119)

Ölmeyecek kadar yemek zaruret; fakat doyuncaya kadar yemek zaruret değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(İhtiyaç başka, zaruret başkadır. Zaruret halinde caiz olan şey, ihtiyaç olunca caiz olmaz. (İhtiyacı olana faiz haram olmaz) demek, Kur'an-ı kerimin emrini değiştirmek olur. Maide suresinin 3. âyet-i kerimesinde (femenidturra fi mahmasatin) buyuruluyor.

[Mahmasa, açlıktan ölme hâlidir. Muztar, sıkışık, zaruret halinde olan çaresizliktir.]

Âyet-i kerimenin meali, (Ölüme sebep olan sıkışık hâle düşen) demek olur.
Bu âyet-i kerime, zaruret halinde haramdan affolunacak özrü beyan buyurmaktadır. Faiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür olsaydı, faizin haram edilmesinin sebebi kalmazdı. Çünkü faiz ödemeyi ancak ihtiyacı olan kabul eder. İhtiyacı olmayan, açıktan para vermek istemez. Allahü teâlânın bu yasak emri, yersiz lüzumsuz olurdu. Allahü teâlânın kitabına böyle iftira edilemez. Helale haram, harama helal diyen kâfir olur. Her ihtiyaç zaruret sayılırsa, faizin haram olacağı yer kalmaz. Faizin haram edilmesi, abes, lüzumsuz bir emir olur. Hatta oruç kefaretini, yemin kefaretini ödemek niyetiyle, fakirleri doyurmak için faiz almak da caiz değildir.) [Müjdeci Mektublar 202]

Kişiye ve yere göre farklı hükümler

Sual: Fıkıh kitaplarından habersiz biri, (Dinin hükümleri, ibadetler ve haram ve helaller kişiye veya bölgeye göre değişmez. Bir şey haram ise her yerde ve herkese haram, helal ise, her yerde, herkese helaldir) diyor. Bunların istisnası olmaz mı, herkesi aynı kalıba sokmak doğru mu?
CEVAP
Elbette her hükmün istisnaları olur. Birkaç örnek verelim:

1- İslam’ın farzı zengine beş iken fakire dört veya üçtür. Zekat vermek fakire farz değildir. Gücü yetmezse hacca gitmesi farz değildir. Abdestin farzı sağlam insana dört iken, ayakları olmayana üçtür.

2- Namaz ve orucun hükümleri, ekvatordakiler ve kutuplardakiler için aynı değildir. Ekvatorda gündüz oruç tutulur, gece yiyip içilir. Ama kutuplarda gündüz bazen 6 ay bile gündüz olur. Altı ay insan aç duramaz. Namaz vâkitleri de güneşe göre tayin edilmez.

3- Sağlam bir insanın kıldığı namaz ile hasta, sakat olanın kıldığı namaz aynı olmaz. Ayakta durmak farz iken, ayakta duramayan oturarak kılar, oturarak da kılamayan yatarak kılar.

4- Yıkanınca hastalanacak kimse, gusletmek yerine teyemmüm eder.

5- Yolcuya, kadına, hastaya, esire, hapiste olana cuma namazı farz olmaz.

6- Ağzına, burnuna un tozu girenin orucu bozulur. Fakat un işinde çalışanın bundan sakınması zor olacağı için orucu bozulmaz.

7- Savaşta vatanını ve dinini muhafaza için düşman askerini öldürmek caiz iken, barışta kâfirin kalbini kırmak bile büyük günahtır.

8- Bahse girmek, kumar oynamak haram iken, gayri müslim diyarında %100 kazanmak şartı ile oynamak caizdir. Nitekim Mekke henüz İslam ülkesi değil iken, Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah efendimizin emrine uyarak Übeyy ibni Halef ile bahse girmiş ve bahse konan yüz deveyi almıştır.

9- Domuz ticareti şiddetli haramken, gayrimüslim turistlere öldürülen birkaç vahşi domuzu satmak caizdir.

10- Faiz alıp vermek büyük günahtır. Ama faiz almanın gayri müslim ülkelerde caiz olduğu Dürr-ül Muhtar, Redd-ül Muhtar, Mülteka, Mecmaul-enhür, Dürer ve Gurer, Kuduri, Cevhere, Vikaye, Fetavayı Hindiyye, Fethul-kadir, Ceride-i ilmiyye gibi birçok fıkıh kitabında yazılıdır. Mecmaul-enhür ve Dürer’deki (La riba beynel müslimi vel harbiyyi fi daril harbi = Dar-ül-harbde, Müslüman ile kâfir arasında faiz yoktur) hadis-i şerifini bilmeyenlere ne vesika gösterilse faydasızdır.

Katılım bankaları

Sual: Katılım bankaları ile diğer bankaların çalışmaları aynıdır. Zerre kadar fark yoktur. Katılım bankaları, kâr ortaklığı adı altında kâr payı veriyorlar. Diğer bankalar da buna kâr demiyor faiz diyorlar. Sadece isim farkı ile birisi caiz, öteki haram olur mu?
CEVAP
Önemli olan anlaşma ve sözleşmedir, çalışma tarzlarının aynı olması bir şeyi değiştirmez. Mesela, bir erkeğin yabancı bir kadınla ücretli veya ücretsiz, beraber olması zina olur, ama iki şahit yanında nikah yaparak beraber olması helal olur. Yapılan iş aynı ise de, sözleşme farkı var.

Bir banka, bir milyon lira için bir lira faiz alsa haram olur. Fakat, aldığı fazlalık para için muamele masrafıdır dese caiz olur, faiz derse haram olur. Burada yapılan iş aynı ise de, anlaşma, söz farklıdır. Katılım bankaları da, kâr-zarar ortaklığı derse mahzuru olmaz. Sadece kâra ortak denirse, diğer bankalardan bir farkı kalmaz.

Faiz ve ticaret

Sual: (İslamiyet’te faiz yasak edildiği için ticaretimiz aksadı, geri kalmıştık) diyenlere ne söylemeli?
CEVAP
(Faiz, uzun yıllardan beri serbesttir. Buna rağmen niye kalkınmadık?) demek yeterli olur.

Eskiden, Müslüman tüccar, zenginlerden ödünç alır, böylece, tefeciden kurtulurdu. Ödünç alamayan tüccar, hisse senetleri çıkarıp, Müslümanları kendine ortak yapardı. Kâra ortak olmak için, zenginler tüccara çok para verirlerdi. Paralarını bankaya değil, ticarete yatırırlardı. Böylece, yurtta ticaret, sanat gelişir, ülke kalkınırdı. Hem de, tefeciler kimseyi soyamaz, millet refaha kavuşurdu.

İşlem masrafı

Sual: Banka, müşterilerine, borç para da veriyor. Ancak belli bir miktar işlem masrafı alıyor. Bu şekilde borç almak caiz midir?
CEVAP
İşlem masrafı diyorsa mahzuru olmaz. Faiz diyorsa caiz olmaz. Çünkü dinde, böyle işlerde söze bakılır, niyete bakılmaz. Niyete bakılan yerlerde de söze bakılmaz.

Malın kıymetini gizlemek

Sual: S. Ebediyye'de, (Satılan şeyin ayıbını ve satın alınan şeyin kıymetini gizlemek fâiz olur) deniyor. Bir kimse sattığı malı kaça aldığını söylemek mecburiyetinde midir?
CEVAP
Soran kimseye malın alış fiyatını değil, piyasa değerini söylemek lâzımdır. Piyasa değeri demek, bu maldan anlayan bilirkişilerin, eksperlerin verdikleri fiyat demektir, alış fiyatı değildir. Bir kimse bir malı çok ucuza alsa da, rayiç fiyattan satabilir. Mesela 50 liraya aldığımız bir mal, piyasada 100 lira ise, bu malın değeri 100 liradır diyerek satmak caiz olur. Bu malın değeri 200 lira ama sana 150 liraya satıyorum demek caiz olmaz. Müşteriyi kandırmak caiz değildir.

Sual: Kuyumcu dükkanım var. Biliyorsunuz altın alıp satıyoruz. Neye dikkat etmem lazım?
CEVAP
Sarrafların ve bunlardan alış veriş yapanların bilmesi gereken hususlardan bazıları şunlardır:
1- Altın, altın ile değiştirilirken, birinin ağırlığı biraz fazla olursa haram olur. Mesela 7.2 gram ağırlığındaki Reşat altını verip bunun yerine 7 veya 8 gram bilezik almak, faiz olur haram olur. Ağırlıklarının eşit olması lazımdır.

2- Altını altına satarken, ağırlıkları aynı olsa bile biri veresiye olursa yine haram olur. Mesela kuyumcuya, bir Hamit lira verilip yerine bir adet Elgazi istenilse, kuyumcu da, şimdi Elgazi yok, yarın vereyim dese haram olur.

3- Altında ayar farkı nazarı itibara alınmaz. Mesela on gram 24 ayar altın ile on gram 14 ayar altın değişirse, iki taraftan biri, fazla bir şey alırsa, haram olur.

4- Hurda altın, işlenmiş altın, antika altın, birbiri ile değişirken eşit ağırlıkta olması lazımdır. Mesela Hamit verip de yerine Reşat alınırken ayrıca bir şey almak haramdır.

Yukarıda bildirilen haramlara düşmemek için şunları yapmalıdır:
a- Hurda altın getirip yerine işlenmiş altın almak isteyen, önce hurda altınlarını kağıt para ile satar. İşlenmiş altınları da kağıt para karşılığı satın alırsa hiç mahzuru olmaz.

b- Altını, altın karşılığı değil de, kağıt para veya başka mal karşılığı veresiye satmakta da hiç mahzur yoktur. Mesela kuyumcudan bir Reşat altın veresiye bir ton oduna satılabilir. Altın ve gümüş olmayan madeni veya kağıt paralarla da veresiye satmak caizdir.

c- Altını veya herhangi bir malı veresiye pahalı satmak caizdir. (Dürer, Hindiyye, Erba'in-i Selmâni)

Ödünç alıp vermekte fâiz

Sual:
 Ödünç alıp vermekte fâiz nasıl olur? Yalnız fazlalık alınan mı yoksa ödünç verilen ve alınanın hepsi mi haram olur?
CEVAP
İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî “kuddise sirruh” birinci cildin, yüzikinci mektubunda buyuruyor ki: (Daha fazlasını ödemesi şartı ile ödünç vermek fâizdir. Yani böyle olan sözleşme haramdır. Haram anlaşma ile ele geçen malın hepsi haram olur. Mesela, oniki kile ödemesi şartı ile, on kile buğday ödünç verilse, alınan oniki kilenin hepsi haram olur. [Fazla olan iki kilesi kul hakkı olduğu için geri vermesi vacib olur. On kilesi haram olduğu için sadaka vermesi lâzımdır.] Fâiz ile ödünç vermek ve almak haram olduğu, Kur’ân-ı kerimde açıkça bildirilmiştir. İhtiyacı olanın da, olmayanın da, fâizle ödünç alması haramdır. İhtiyacı olana fâiz haram olmaz demek, Kur’ân-ı kerimin emrini değiştirmek olur. Buradaki ihtiyaç kelimesine, zaruret ve ölüm tehlikesi manasını vermek lâzımdır. Böylece, Mâide sûresinin, (Ölüme sebep olan sıkışık hâle düşen) mealindeki dördüncü âyetinin izninden istifade edilmiş olur. Çünkü, bu âyet-i kerime haramdan af olunabilecek özrü beyan buyurmaktadır.

Fâiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür olsaydı, fâizin haram edilmesine sebep kalmazdı. Çünkü, fâiz ödemeği ancak ihtiyacı olan kabul eder. İhtiyacı olmayan kimse, açıktan para vermek istemez. Allahü teâlânın bu yasak emri, yersiz, lüzumsuz olurdu. Allahü teâlânın kitabına, böyle iftira edilemez. Abes, yersiz bir şey bulunması düşünülemez. Her ihtiyacı olanın fâiz ile para alması caiz diye bir ân düşünsek, ihtiyaç da, bir nevi zarurettir. Zaruretin dereceleri vardır. Ziyafet vermek için, fâiz ile para almak ihtiyaç değildir. Meyyitin bıraktığı malda meyyitin ihtiyacı, kefen ve cenaze masrafı olduğu, kitaplarda bildiriliyor. Onun ruhu için ziyafet vermeğe ihtiyaç denilmemiştir. Meyyit, sadakanın sevabına, herkesten çok muhtaç olduğu hâlde, onun ruhu için yemek [helva] dağıtılmasını İslâmiyet emretmemiştir. O hâlde, bunları yapmak, fâizle para almak için ihtiyaç, özür olur mu? Ölünün ihtiyacı kabul edilse bile, fâizle alınan para ile pişen yemekleri yemek helal olur mu? Çoluk çocuğun çok olması, erkeğin askerde bulunması, özür, ihtiyaç sanılarak, fâizle para almak caiz ve helal olur demek, bir Müslümana yakışmaz. Böyle belâya yakalanmış olanlara, emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yaparak, doğru yolu göstermek lâzımdır. Bir Müslüman, nasıl olur da, böyle haram işi yapabilir? 
(Tam İlmihal s. 852)

Fâiz bulunan satış

Sual:
 Fâiz şartlarını taşıyan satış nasıl uygun hale getirilir? Böyle satışlarda, sözleşme anında hazır olmayan mal ayrılmadan önce teslim edilmezse satış caiz olur mu?
CEVAP
Fâiz bulunan satıştaki iki maldan biri ayn, karşılığı deyn ise, ayn olan mebî’, deyn olan semen olmak ve [söz kesilirken deyn olan] semeni, ayrılmadan önce kabzetmek şartı ile caiz olur. Çünkü, deyn ancak teslim alınmakla taayyün eder.


Eğer, deyn mebî’ ise, söz kesilen mecliste hazır olsa bile, bey’ caiz olmaz. (İle, ye) gibi bağ ile söylenen fâiz malı, semen olur. Bu bağlar ile söylenmeyen, mebî’ olur. (Bu bir kile buğdayı, bir kile taze buğdaYA sattım. Bu bir kile buğdayı, bir kile taze arpaYA sattım) diyerek sözleşmeleri caiz olur. Çünkü, her ikisinde de, ayn olan mal, mebî’dir ve deyn olan, semendir. Fakat, sözleşme yerinden ayrılmadan, deyni kabzetmek lâzımdır. Çünkü, fâiz bulunan bey’in caiz olması için, ayrılmadan önce, mebî ile semenin ayn olmaları lâzımdır. Deynin [misalimizde, semenin] taayyünü, kabzedilmekle olur. Aynı, kabzetmeden ayrılmaları caiz olur. Eğer (Bir kile iyi buğdayı senden, bu bir kile buğday İLE satın aldım) derse, yahut (İki kile taze arpayı senden, bu bir kile buğdaYA satın aldım) derse, deyn olan, mecliste hazır bulundurulsa dahi, caiz olmaz. Çünkü, deyn olan mal, mebî’ olmuş, ayn olmayan şeyi satmıştır. Bu ise, caiz değildir.) 
(Tam İlmihal s. 855)

Fâiz bulunan satışta eski-yeni farkı

Sual:
 Fâiz şartlarını taşıyan satışta eski ile yeni, taze ile bayat farkı var mıdır? İşçilik ve sanat farkı önemli midir?
CEVAP
Fâiz bakımından yeni ile eski, taze ile bayat arasında fark yoktur. Mesela, eski bakırı, yeni bakır ile aynı ağırlıkta ve peşin değişmelidir. Yeni bakır hafif ise, bununla az miktar başka mal veya para da peşin vermelidir.


Altın ve gümüşten başka madenlerde, sanat, işçilik farkı olabilir. Bir bakır semaveri, daha ağır bakır semaver karşılığı satmak caiz olur. Çünkü altından ve gümüşten başka madenler, sanat tesiri ile, ağırlık ölçüsünden çıkıp, adet ile satılabilir. Fakat bunları ağırlıkla satmak âdet olan yerlerde, ağırlık farkı yine fâiz olur. Altın, gümüş eşya, sanat tesiri ile semenlikten çıkarak mebî’ olabilir. Yani tayin ile taayyün eder. Fakat, kabzedilmesi ve altını, gümüşü yarıdan fazla olanların daima ağırlık ile ölçülmesi şarttır. 
(Tam İlmihal s. 855)

Kağıt veya madeni parayı birbiriyle değiştirmek

Sual:
 Kağıt veya madeni parayı birbiriyle değiştirirken birisi veresiye olur mu? Tayin edilen malın kendisi verilmeyip benzeri verilebilir mi?
CEVAP 
(Bedâyı’) kitabının sahibi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, beşinci cüz, 236. cı sahifesinde diyor ki, (Aynı sayıda fülüsü birbirleri ile değiştirirken [kağıt veya metal para bozdururken] veya fülüs verip fülüsten başka şey [altın, gümüş veya başka bir ayn] satın alırken, fülüs hep semen olur. Tayin edilince taayyün etmez. Kabzedilmedikçe deyn olur. Nakdeyn ile değiştirilirken, ayrılmadan önce, iki karşılıktan birinin kabzolunarak taayyün etmesi lâzımdır. Çünkü, burada fâizin iki şartı da yok ise de, deynin deyn karşılığı satılması bâtıldır. Fülüs, aynı sayıda [yani, itibari kıymetleri aynı olarak] fülüs ile değiştirilirken, fâizin bir şartı bulunduğu için [veresiyesi haram olacağından] iki karşılığın da kabzolunmaları lâzımdır. Fülüs, başka sayıda fülüs ile değiştirilirse, [bir yüzlük verip, kıymetlerinin toplamı yüzden az olan ufaklık alınırsa], fâizden kurtulmak için, iki karşılığın da tayin edilmeleri lâzımdır. Şeyhayne göre, ancak bu hâlde [ve selem satışında] niyet etmekle fülüs semenlikten çıkar. Uruz gibi olurlar. Tayin edilince, taayyün ederler. Fakat, yine adet ile ölçülürler. Fâizin bir şartı bulunduğu için, yani aynı cins oldukları için, tayin edilmekle, satışın peşin yapılması temin edilmiş olur. Tayin edilen malın kendisi verilir. Benzerleri verilemez). Birisinin tayin edilmesi de kâfi ise de, deynin semen olması ve bunun ayrılmadan önce kabzedilmesi lâzım olur. Bankada, bono kırdırmanın caiz olmadığı buradan da anlaşılmaktadır.


Zimmînin zimmîlerle ve Müslümanlarla alış-verişi, Müslümanların birbirleri ile alış-verişi gibidir. Yalnız kendi aralarında domuz ve şarap satmaları da caizdir. Dâr-ül-harbde [yani, Yahudi, Hristiyan veya müşriklerin memleketlerinde] bulunan mürtedin malları onun mülkü değildir. 
(Tam İlmihal s. 855)

Altın ve gümüş, ağırlıkla ölçülür

Sual:
 Altın ve gümüş, yalnız ağırlıkla mı ölçülür?
CEVAP
Altın ve gümüş, ağırlıkla ölçülür. Basılı liraların ağırlığı belli olduğu için, liraları sayı ile de kullanmak caiz olur. Kullanırken, ağırlıklarını düşünmek lâzımdır.


On dirhem gümüş para borcu olan kimse, alacaklısına, bunlar yerine bir altın verse, yani on dirhem borcuna karşı, bir altını peşin olarak satsa caiz olur. Çünkü gümüşler, semen yapılmış olup, taayyün etmeleri için, borçlunun teslim alması lâzımdır. Zaten borçluda bulundukları için, yeniden teslim almasına lüzum kalmamıştır. Çünkü, mebî’in ve semenin birlikte taayyün etmeleri, veresiye olan satışta fâizden sakınmak için şart edilmiştir. Ödenip biten borçta, böyle fâiz olamaz. Borçta, ileride düşülecek fâiz tehlikesi olabilir. (Dürr-ül-muhtâr). 
(Tam İlmihal s. 856)

Satıştaki ve ödünç vermekteki fâize misaller

Sual:
 Satıştaki ve ödünç vermekteki fâizler neler olabilir?
CEVAP
(Rıyâd-un-nâsıhîn)de diyor ki:


Satıştaki ve ödünç vermekteki fâiz için, Ömer Nesefînin “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Erba’în-i Selmânî) kitabındaki misalleri aşağıya yazıyoruz:


1- Kile (ölçekle) ile satılan bir şey, kendi cinsine [mesela buğdayı buğdaya] peşin satılırken, birinin hacmi ziyade olursa, fâiz olur.


2- Hacimleri müsavi, fakat biri veresiye [yani söz kesilen yerden ayrılıncaya kadar taayyün etmez (tayin edilme, belli olma)] ise, yine fâiz olur.


3- Tartarak satılan bir şey, kendi cinsine [mesela beşibiryerdeyi, altın liralar karşılığı] peşin satılırken, verilen ile alınanın ağırlığı müsavi olmazsa, fâiz olur.


4- Vezinleri (tartı) müsavi, fakat biri veresiye ise, fâiz olur. Vezin veya hacimleri müsavi olmayan peşin satışta, fâizden kurtulmak için, vezni veya hacmi az olan malın yanına, aynı cinsten olmayan, başka az bir şey de ilave edip, iki şey bir arada iken, pazarlık etmelidir. Böylece fâizden kurtulunur ise de, ilave edilen şeyin kıymeti az ise, harama yakın mekruh olur. O şeyi, pazarlıktan sonra ilave ederse caiz olmaz.


5- Kile ile satılan şeylerden, aynı cinsten olmayanlar, birbiri ile [mesela, arpayı buğdaya] satılırken, hacimleri aynı olsa da, veresiye satmak, ribâ [yani fâiz] olup, hacimleri farklı olsa da, her ikisi peşin caizdir.


6- Tartılarak satılan şeylerden aynı cinsten olmayanlar, birbiri ile [altın, gümüş ile] satılırken, ağırlıkları eşit olsa da, biri veresiye olunca fâiz olur. Ağırlıkları farklı olsa da, ikisi peşin [eline teslim etmek] caiz olur. Altınlı ve gümüşlü eşyayı, birbiri karşılığı veresiye satmak fâiz olur.


7- Vezin ile ve kile ile ölçülen ve ölçülmeyen her şey, kendi cinsi ile, veresiye satılınca, miktarı aynı olsa da, fâiz olur.


8- Kile (ölçek) ile veya vezin (tartı) ile ölçülen bir şeyi, kendi cinsi karşılığı, ölçmeden toptan satmak fâiz olur. Miktarları müsavi ise de, fâiz olur. Çünkü, böyle şeylerin satışında, söz kesilirken, ölçülerek, miktarlarının aynı olduğunu bilmek, bey’in (satışın) sahih olması için, şarttır.


9- Birkaç kimse arasında müşterek olan, kile veya vezin ile ölçülen bir malı, ölçmeden paylaşmak fâiz olur. [Çünkü, her biri, kendi payında bulunan diğerinin mülkünü, diğerinde kalan kendi mülkü ile değiştirmiş olur. Yani bunları birbirlerine ölçmeden satmış olurlar. Her biri diğerlerine bir defter, ikincisi bir mendil gibi şeyler de verip helallaşmalıdırlar.]


10- Hacim ile veya vezin ile ölçülen bir malı, ölçmeden ödünç vermek ve almak fâiz olur.


11- Başaktaki buğdayı, buğday ile, müsavi miktarda dahi satmak fâiz olur.


12- Başaktaki buğdayı, başaktaki buğdaya aynı miktarda dahi satmak fâiz olur. Çünkü, buğdayları başaksın ölçmek lâzımdır.


13- Ağaçtaki meyveyi, kopmuş aynı meyveye satmak fâiz olur.


14- Ağaçtaki meyveyi, ağaçtaki aynı meyve ile satmak fâiz olur.


15- Buğdayı, buğday ununa ve kavrulmuş buğdaya, aynı hacimde dahi satmak fâiz olur. Çünkü, buğdaydan, aynı hacimde un hâsıl olmaz.


16- Unu ve buğdayı, ekmeğe satmak fâiz olmaz. Çünkü ekmek, başka cinsten olmuştur ve sayı ile ölçülür.


17- Menşeleri veya kullanış yerleri aynı olmayan veya insanlar tarafından sıfatları değiştirilen şeyler, aynı cinsten değildir. Mesela hurma sirkesi ile üzüm sirkesi ve koyun eti ile sığır eti ve sütleri ve koyun yünü ile keçi kılı ve buğday ile ekmek aynı cinsten değildirler. Keçi ve koyun eti ve sütleri, fâiz bakımından aynı cinstendir.


18- İmam-ı Muhammede göre, ekmeği adet ile ve vezin (tartı) ile ödünç vermek fâiz olmaz. İmam-ı Ebû Yûsüfe göre yalnız tartı ile fâiz olmaz.


19- Susam, zeytin, ceviz gibi, yağ çıkarılan cisimler, kendi yağları ile satıldığı zaman, yağ, cisimdeki yağ miktarından ziyade ise caizdir ve yağın aynı miktarı yağ karşılığı olup, ziyadesi posa karşılığı olur. Ziyade değilse, az veya müsavi ise veya belli değilse fâiz olur.


20- Üzümü, şırası karşılığı ve koyunu yünü karşılığı ve meyveli ağacı aynı meyve karşılığı ve ekilmiş toprağı, çıplak toprak karşılığı ve başakta yetişmiş buğdayı, yetişmemiş buğday karşılığı, taşlı küpeyi taşsız küpe karşılığı, altınlı kılıcı veya kemeri altınsız aynı kılıç ve kemer karşılığı ve kabuklu pirinci kabuksuz pirinç ile satmak da, müsavi veya az ise fâiz olur.


21- Bir malı, kendisi veya vekili, mesela on liraya satıp, müşteriye teslim ettikten sonra, parayı teslim almadan, malı müşteriden, mesela dokuz liraya geri satın almak fâiz olur. Parayı tamam alınca, satın alabilir. Bir malı sattıktan sonra, parasının hepsini tamam teslim almadan, o mal ile birlikte başka bir şeyi, aynı fiyatla geri satın almak fâiz olur. Çünkü, aynı fiyatın bir kısmı, o başka şey için olup, o malı daha ucuza almış olur ve fâiz olur. O başka şeyi alması ise caizdir.


22- Bir malı, mesela iki ay sonra teslim etmek üzere sattıktan sonra, noksan olarak, daha önce vermeği kararlaştırmak fâiz olur.


23- İki kişi, birer çuval buğdayı, hacmini ölçmeden, karıştırıp un yaptırdıktan sonra, unu ikiye taksim etmeği kararlaştırmak fâiz olur.


24- Unları karıştırıp, ekmek yaparak ekmeği ikiye bölmek de fâiz olur. Unların hacmini önceden ölçmek lâzım idi.


25- Cevizleri veya bademleri yahut zeytinleri ölçmeden karıştırıp, yağ çıkardıktan sonra yağı taksim etmek de fâiz olur.


26- İki kişinin müşterek bir ineği olsa, sütü bir gün senin, bir gün benim diye taksim etseler, fâiz olur.


27- İki kişi, mesela bir öküz veya bir at veya bir otomobil veya bir dükkân veya tarlalarını veya tezgâhlarını, her biri kullanmak üzere, muayyen bir zaman için değişseler fâiz olur.


28- İçinde oturmak şartı ile bir evi, ekmek şartı ile tarlayı, kendi kullanmak şartı ile bir otomobili borçludan rehin istemek fâiz olur. Çünkü, rehin alınırken, bunu kullanmağı şart etmek, rehinde fâiz olur.


29- Bir şeyi ucuz satın almak veya ona pahalı satmak şartı ile ödünç vermek fâiz olur.


30- Mahsulün yarıdan fazlasına ortak olmak şartı ile, köylüye para veya tohum veya toprak verip onu çalıştırmak veya ona ödünç vererek tarlasını alıp işletip, mahsulün yarıdan azını ona bırakmak fâiz olur. Çünkü, kira miktarının belli olması ve ödünç verilen malın aynı miktarda benzerinin ödenmesi lâzımdır.


31- Az ücretle çalıştırmak, ondan hediye almak, ziyafet istemek üzere ödünç vermek fâiz olur.


32- Bir şeyi, aldatarak pahalı satmak veya ucuz almak da fâiz olur.


33- Satılan şeyin ayıbını ve satın alınan şeyin kıymetini gizleyerek aldatmak fâiz olur.


34- Libya büyük müftüsi şeyh Tâhir-uz-Zâvî, fetvasında diyor ki: (Hükûmet, memurlara ödünç mesken parası vererek, yüzde dört fazlası ile aylıklarından kesiyor. Bu, % 4 fazla aldığı, fâiz olur. Haram olur. Müslüman olan hükûmetin bunu alması, vatandaşların da vermeleri haramdır. Bu ödünç paranın, faizsiz olarak, Allah rızası için verilmesi lâzımdır). Bu fetva, Libya’da çıkan 1973 Nisan târîhli (Hedy-ül-islâmî) mecmuası sonunda yazılıdır. Yahut, oturacak evi olmayan, mesken parası almak için, bütün muameleleri yaptıktan sonra, parayı alırken (Vekiliniz olarak, bu para ile ev yaptırmağı kabul ettim) demeli. Parayı veren (Ben de kabul ettim) demeli. Tapuyu alırken (Her ay ...... lira ödemek üzere ...... liraya bu evi satın aldım) demeli. Tapuyu veren de (Bu evi sana sattım) demelidir. Böylece helal olur. 
(Tam İlmihal s. 856)

Banka zararlı olması

Sual:
 Bankanın zararı nedir ve bu zararsız hâle getirilebilir mi?
CEVAP
Fâizin azı da, çoğu da haramdır. Çoğuna haram, azına helal demek yanlıştır. Çiftçiye, tüccara, sanat sahiplerine yüksek fâizle ödünç veren ve düşük fâizle para toplayan bankalar, milleti sömüren, kapitalistliğe, komünistliğe sürükleyen teşekküllerdir. Bankaların zararlarından biri de, para sahiplerini tembelliğe ve sefahate alıştırmalarıdır. Eline çok para geçen tembeller, çalışmazlar. Çalışanlara yardım da etmezler. Paralarını bankaya yatırıp, aldıkları fâiz ile, keyif ve zevk içinde yaşarlar. Macera peşinde koşarlar. İşçiler, çiftçiler ve zor geçinen memurlar ve hele işleri bozulup bankaya fâiz ödemek için, evini barkını, çiftini çubuğunu satan iş adamları, bu taşkınca, şaşkınca para saçan ve çalışanlara aşağı gözle bakan şımarık sömürücüleri görünce, bunlardan nefret ederler. Bu hâl, vatandaşlar arasında ayrılık ve kin hâsıl eder. Çalışanların gayretleri, hizmetleri gevşer. Memlekette iş sahaları azalır. İşsizlik, anarşistlik artar. Sosyal adâlet lafta kalır. Ekonomik ve ahlâkî çöküntülere sebep olur.


Fâiz ile alış-veriş yapmayarak, müşterilerinin çalışmalarına, kârlarına, mudarebe (ticaret ortaklığı), müzârea (ziraat ortaklığı) yolu ile ortak olan, ihtiyacı olanlara, karz-ı hasen olarak ödünç verip iskonto ve fâiz adı ile bir şey almayan, yalnız hizmeti ve masrafı karşılığı olarak ücret alan bir İslâm bankasının millete çok faydalı olacağı meydandadır. Çünkü, senet yazmak ücretini ve pul paralarını, ödünç alanın vermesi de câizdir. İslâm bankası, ödünç verirken kefil ister. Kefil ile anlaşma yaparken, ödeme tarihi koyar. Ödeme zamanı gelince borçlu ödemezse, kefilden alır. Böyle bankalara para yatıranlar, paralarının işletildiği yerlerin kâr ve zararlarına ortak olacaklarından, çalışanların heyecanlarını paylaşırlar. Onlara yardımcı olurlar. Herkes bunları sever. Memleket, maddî, manevi kalkınır. 
(Tam İlmihal s. 860)

İslâm bankası

Sual:
 İslâm bankası nasıl çalışır? Veresiye faizsiz ev almak isteyen nasıl bir yol izleyebilir?
CEVAP
İslâm bankası, ticaret, sanat ve inşaat yapanlara, ihtiyacı olanlara, fâiz ile ödünç para vermez. Muhtaç oldukları malları, veresiye olarak taksit ile kendilerine satmak üzere, bunlarla anlaşır. Bunlar, muhtaç oldukları her nevi menkul ve gayr-ı menkul malların cinsini, miktarını ve evsafını bankaya bildirirler. Banka, onları satın alıp, emanet olarak bunlara teslim eder. Üzerine kâr koyarak, sonra, bunlarla veresiye satış akdi yapar. Uyuştukları tarihlerde, borçlarını bankaya, taksit ile öderler. Banka, mallara malik olmadan evvel, bunlarla akit yaparsa, bey’ bâtıl olur.


Çalıştığı müessesenin fâiz ile verdiği mesken parasından istifade etmek isteyen kimse, (Sizden ev satın almak istiyorum. Aldıktan sonra, bedelinin maaşımdan taksitlerle kesilmesini dilerim) demeli, müessese de, İslâm bankasının yaptığı gibi, satın aldığı veya inşa ettirdiği binayı görünce, tespit edecekleri semen ile, buna veresiye satmalıdır. Binayı görüp sözleşmeden evvel maaşından kesilenleri müesseseye ödünç verir. Sonra bunlar semenden düşülür. 
(Tam İlmihal s. 860)

Banka fâizi

Sual: Bankanın vereceği fâiz nasıl uygun hâle getirilebilir?
CEVAP
Bankalar bazen milyonlarca lira ikramiye dağıtıyorlar. Bunu, bankaya fâiz ile para yatıranlar arasında kura çekerek, kazananlara veriyorlar. Hâlbuki, yılda yüzde onbeşe kadar muamele ile ödünç vermek câizdir. Bunun için, bankalar fâiz ödemeyip ve ikramiye vermeyip, bu paralar ile, para yatıranlardan ucuz olan bir malı, yüksek fiyat ile satın alarak, bunlara fâiz yerine bu malın bedelini ödeseler ve bankadan ödünç para alanlara ucuz malı, mesela verdikleri makbuzu, satarak, bunlardan fâiz yerine bu malın bedelini alsalar, böylece fâiz adı ile alıp verdikleri paraları, bu malların semenleri olarak alıp verseler, hem kendilerini, hem de milleti fâiz ve kumar günahlarından kurtarırlar.


Ticarette ve bilhassa sanayide, nakil vâsıtalarında kullanılan büyük sermayelere, oralarda veya başka yerlerde çalışan herkes ortak edilirse, böylece kâra ortak olurlarsa, herkes parasını şirketlere yatırır. Bankalar fâizle para alamaz olur. Milleti sömüremez olur. İslâmiyetin emir ettiği gibi çalışmağa mecbur olurlar. Köylüyü, altından kalkılmaz fâiz borçlarına, felâkete, tembelliğe sürükleyen ve birkaç kişinin menfaati için kurulmuş olan bir bankayı, Allahü teâlânın emirlerine uygun, tüccarlara, sanat adamlarına, fabrikalara sermaye vererek ortak olan, bina, tesisler yapıp satan, her cihetten verimli, faydalı İslâm bankası şekline sokmak, pek mümkün ve çok kolaydır. Bankaların, böylece, milletlerin refah ve saadetine, memleketlerin kalkınmasına çok hizmet edeceği muhakkaktır. 
(Tam İlmihal s. 863)

Fâizsiz ev sahibi olmak

Sual: İslâm bankası vasıtasıyla fâize bulaşmadan nasıl ev alınabilir? Tüccar, zenginlerden veya bankadan fâizsiz ödünç para bulamazsa ne yapabilir?
CEVAP
İslâm bankası, ev sahibi olmak isteyene fâiz ile para vermez. Ondan, istediği evin bütün evsafını öğrenerek, kendi mühendisleri, ustaları ile ve en iyi malzeme ile, onun yaptırabileceğinden daha iyi, medeni ihtiyaçları da karşılayan ev yaptırır. Sonra, banka, bütün masraflarını ve kârını da katarak, bu evi ona taksit ile satar. O kimse, zahmetsizce, iyi bir eve kavuştuğu gibi, banka da, fâizsiz yardım yapmış, kendisi de helal para kazanmış olur.


Müslüman tüccar, Müslüman zenginlerden karz-ı hasen olarak, ödünç alır. Böylece, bankaya binlerce lira fâiz ödemekten kurtulur. Ödünç veren de, çok sevab kazanır. Tüccar, İslâmiyete uymazsa, emniyet, güven kazanamaz. Kimseden ödünç bir şey alamaz. Ödünç alamayan bir tüccar, hisse senetleri çıkarıp, Müslümanları kendine ortak yapmalı. Kâra ortak olmak için, zenginler, tüccara çok para verirler. Bankalar pek az fâiz verdiği için, paralarını bankaya değil, ticarete yatırırlar. Böylece, yurtta ticaret, sanat gelişir. Memleket kalkınır. Hem de, bankalar, zenginleri soyamaz, milleti sömüremez olurlar. Memleket refaha kavuşur. 
(Tam İlmihal s. 864)

Sanat veya ticaret sahibinin fâizsiz iş yapması

Sual: Zenginler tüccara ödünç vermediğinde veya ortak olmadığında ne yapmalıdır? Müslümanlar, banka ile iş görmezse, bankalar kapanır. Bankada çalışan binlerce insan işsiz kalır. Bu zarar nasıl önlenebilir?
CEVAP
İslâm dininde her şeyin çaresi vardır. Her işte İslâmiyete uymak pek kolaydır. Bunun için, fıkıh ilmini iyi öğrenmek veya iyi bilen bir Allah adamını bulup, ona sormak lâzımdır. Zengin, sanat veya ticaret sahibine lâzım olan eşyayı, makineleri, kendisi için satın alır. Sonra, uyuşacakları yüksek fiyatla, veresiye olarak, bunlara satar. Belli zamanlar için ödeme senedi yaparlar. Böylece, sanat veya ticaret sahibinin işi fâizsiz yapılmış, zengin de, banka fâizinden kat kat çok kazanç sağlamış olur. Aralarına banka karışmamış olur.


Zengin, parasını az bir fâiz almak için bankaya yatırıyor. İş adamına verince, kat kat çok kazanır. Elbet bunu tercih eder. Banka, bunların arasına giremez, iş adamını sömüremez olur. Bankalar, her sene milyonlarca lirayı iş adamlarının cebinden alamayınca, faydalı hizmetlerine hız verir. Fâizsiz kazançlarını arttırır. Hem kazanırlar, hem de kalkınmağa daha çok yardımcı olurlar. Bankada çalışanların ücretlerini bu helal kazançlarından öderler. Fâiz ile çalışan zararlı bankalar yerine, para, mal, mülk vakıfları kurmak mümkündür. Böylece, din ve dünya zararları önlenebilecek, millete ve devlete çok faydalı olacaktır. 
(Tam İlmihal s. 864)

Top
Sitemizdeki bilgilerden, Orijinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.