logo
Ana Sayfa
KIBLE
365 GÜN DUA
ABDEST VE TEYEMMÜM
AHLAK BİLGİLERİ
ALIŞ VERİŞ BİLGİLERİ
ALLAHÜ TEALA
ANA - BABA HAKKI
BOZUK FIRKALAR
BÜYÜ-SİHİR-HURAFELER
CENNET VE CEHENNEM
CİHAD
ÇEŞİTLİ KONULAR
DEVİR VE İSKAT
DİNİMİZ-BATIL DİNLER
DOĞRU İMAN BİLGİLERİ
ESHAB-I KİRAM
EVLİLİK VE AİLE
Akraba evliliği
Akraba ve hısım
Ana-baba ve gelin
Asalet önemli mi?
Başlık parası
Bekâr olarak ölmek
Caiz olan yalanlar
Çeşitli sorular
Çocuk olması için
Dengi ile evlenmek
Doğum kontrolü
Doğumda günahlar
Düğün hediyeleri
Düğün yemeğinde
Düğünde çalgı
Eşi kötü olmak
Eşini kıskanmak
Evladın ölümü
Evlat edinmek
Evlenene kadar
Evlenirken
Evlilik görüşmesi
Evlilik Rehberi
Fâsıkla evlenmek
Fayda ve zararları
Flört
Gelin kaynana durumu
Gelinlik
Halvet haramdır
Hanım Hakkı
İddet müddeti
İnsan kısırlaştırmak
İyiliği haram etmek
Kadının dindeki yeri
Kadınların çalışması
Kadınların selamı
Kadınların sesi
Karşı cinsle sohbet
Kız evlendirilirken
Kimlerle evlenilir
Koca Hakkı
Kutsal aile
Nafaka nedir?
Nasibin çıkmaması
Tarlanız tabiri
Tüp bebek
+Evlat hakkı
EVLİYAYI TANIMAK
FAİZ
FİTNE VE GIYBET
FİTRE-UŞUR-ZEKAT
GÖRGÜ KURALLARI
GUSÜL
HAC VE UMRE
HAYZ VE NİFAS
İDARECİLİK BİLGİLERİ
KUR'AN ÖĞRETMENİ
KUR'AN-I KERİM
KURBAN-ADAK
MEZHEPLER DOSYASI
MİRAS-FERAİZ VE BORÇ
MUCİZE-KERAMET-SİHİR
MÜBAREK GÜNLER
MÜZİK VE TEGANNİ
NAMAZ
NELERİ YİYEBİLİRİZ
NİKAH-TALAK-MEHR
ORUÇ
OSMANLI SULTANLARI
PEYGAMBER EFENDİMİZ
SAĞLIK BİLGİLERİ
SIRAT KÖPRÜSÜ
SÜNNET VE BİD'AT
ŞAFİİ İLMİHALİ
TESETTÜR
UYDURMA HADİS OLURMU
YEMİN VE KEFARETİ


Ziyaretçi Sayısı
Loading

Hanım Hakkı

Konuyla ilgili Sesli Dosyayı dinlemek için lütfen tıklayınız!

Hanımının güzel huylu olmasını isteyen, önce kendisi güzel huylu olmalıdır! Kur'an-ı kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle geldiği bildirilmektedir. O halde, dinimizin emir ve yasaklarına riayet eden, hanımı ile iyi geçinir.

Fudayl bin Iyad hazretleri buyuruyor ki:
(Dine uygun olmayan bir iş yaptığımı, hanımımın huysuzluğundan anlardım. Hemen o işime tevbe ettiğim zaman, hanımımın huysuzluğu da giderdi. Böylece tevbemin kabul edildiğini de anlardım.)

Aliyy-ül Havas hazretlerine hanımı küsmüştü. Hanımı, kocasına muhalefet etmek için ayrı testi, ayrı bardak kullanıyordu. Aliyy-ül Havas hazretleri, bir gün yanlışlıkla hanımının testisinden su içince, hanımı hemen testiyi kırmıştı. Hazret, "Testiyi niçin kırdın?" bile dememiş, hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı.

Osman el-Hattab hazretlerinin komşusu, Nureddin Şuni efendi anlatır: Bir gece dışarı çıktım eski bir hasıra sarılı birinin dışarıda yattığını görüp (Sen kimsin, burada niçin yatıyorsun?) dedim. (Komşu ben Osman el-Hattabım. Oğlumun annesi, beni evden kovduğu için sokağa çıktım, onun kızgınlığı gidinceye kadar burada yatmaya karar verdim) dedi.

Huysuz hanım
 
İbni Ebil Hamayil-i Sevri hazretlerinin hanımı huysuzdu. Kocasına ağzına geleni söyler, onu rahat bırakmazdı. O mübarek zat da hep sabrederdi. Yine bir gün hanımının yaptığı huzursuzluktan kurtulmak için uçarak kaçmıştı. Hanımı arkasından bakıp, (Hele şuna bak, uçup kaçmakla elimden kurtulacağını sanıyor) diye söylenmişti. Bizim gibilerin uçması mümkün olmayacağına göre, kaçmak suretiyle kavgadan, münakaşadan uzak durmaya çalışmalıyız. Haklı olduğumuzu ispata kalkışmamalıyız!

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir mümin, hanımına kızmasın! Kötü huyu varsa, iyi huyu da olur.)[Müslim]

(Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!)
[İbni Lal]

(Müslümanların iman yönünden en üstünü, ahlakı en güzel olanı, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranandır.)
[Tirmizi]

(Müslümanların en iyisi, en faydalısı, hanımına en iyi, en faydalı olandır. Sizin aranızda hanımına karşı en iyi, en hayırlı, en faydalı olan benim.)
[Nesai]

(Hanımının ve çocuklarının haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul olmaz.)
[Mürşid-ün-nisa]

(Kocası razı oluncaya kadar, kadının namazları ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.)
[Taberani]

(Namazları kabul olmaz) demek, namaz borcundan kurtulur, fakat namaz kılmakla meydana gelecek büyük sevaba kavuşamaz demektir. Namazı boşa gider demek değildir. Bir kadından kocası razı olmazsa, kadın, günahının cezasını çektikten sonra, Cennete girer. Cennete sadece kâfirler girmez. Müslümanın günahı çok olsa da, sonunda mutlaka Cennete girer. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İyi kadınlar, Allah’a itaat eder ve kocalarının haklarını gözetir. Kocaları yokken, onların namuslarını ve mallarını, Allah’ın yardımı ile korurlar.) [Nisa 34]

Eve gelince hanımına selam verip hatırını sormalı, üzüntü ve sevincine ortak olmalıdır. Çünkü, o başkalarından ümitsiz ve yalnız kendisine alışmış bulunan dostu, dert ortağı, kendini neşelendiricisi, çocuklarının yetiştiricisi ve çeşitli ihtiyaçlarının gidericisidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Haksız olarak hanımını dövenin, Kıyamette hasmı ben olurum. Hanımını döven, Allah ve Resulüne asi olur.) [R.Nasıhin]

(Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!)
[Müslim]

(Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine bir köle azat etmiş sevabı yazılır.)
[R.Nasıhin]
(Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.) [İ.Lâl]

Huzurun anahtarı tebessümdür

Sual: Akşama kadar yemek, çamaşır, dikiş gibi ev işleriyle uğraşıyorum. Beyim gelince yorgunluğumu dinlendirmesini arzularım. Kapıdan asık suratla girer. Gülümsediği yok. Selam vermez. Bir gün kazara yemek tuzlu olsa, küser yemek yemez. Hiç takdir ettiği bir şey yok. Hep kusur araştırır. Bu adam nasıl düzelir?
CEVAP
Kocasından şikayet eden hanımlar, hanımından şikayet eden erkekler, sanki dertlerine deva olacakmışız gibi bizden tavsiye bekliyorlar. Biz zaten devamlı yazıyoruz. Biraz da kendilerinin uyması, dikkat etmesi lazım. Genelde kavga, iki taraftan oluyor. Biri susar, özür dilerse kavga büyümez. Her iki taraf da ben haklıyım dediği sürece kavga bitmez. Suç genelde erkeklerde oluyor. Hanımını idare edemeyen erkek aciz demektir. Hanımını kötü yola düşüren de erkeklerdir. Hanımını kötü yerlere götürüyor, hanımı kötülük işleyince de, suçu hanıma yüklüyor. Hanım suçsuz demek istemiyoruz. Fakat asıl suçlu kocasıdır. Ona iyi bir ortam sağlamalıdır. Sağlamaktan aciz olan da evlilik sorumluğunu yüklenmemelidir.

Her iki taraf da ben haklıyım diyor. O evde hiç kavga biter mi? Bir erkek de şöyle yazmış:
(Evimiz düzensiz. Hanım, doğru dürüst yemek pişirmez. İçeride pasaklı, dışarı giderken süslüdür. Çok konuşur, dinlemesini bilmez ve müsriftir.)

Birkaç tavsiyemiz var. Fakat tavsiyeden, nasihatten ne çıkar dememelidir! Uyana, dinleyene çok şey çıkar. Yeter ki uyulsun, dinlenilsin. Çünkü Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Nasihat müminlere elbette fayda verir.) [Zariyat 55]

Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Ahlakınızı güzelleştirin.) [İbni Lâl]

Ahlakı değiştirmek mümkün olduğu için böyle buyurulmuştur. Zaten din, güzel ahlak demektir. Şu halde dinin emrine uyup yasak ettiğinden kaçan, huyunu değiştirip güzel ahlaklı olur. Güzel ahlaklı olan da iki cihanda rahat olur. Şimdi esas konuya geçelim!

Kusursuz kul olmaz. Kusursuz arkadaş arayan, arkadaşsız kalır, kusursuz eş arayan bulamaz. Yiğitlik, kusurlu insanla iyi geçinmektedir.

Evde hiçbir şeyi kusurlu bulmamalıdır! Tenkit, münakaşa, bir yuvanın yıkılmasına veya huzursuz hale gelmesine sebep olur. Şunu iyi bilmeli ki, yalnız karı-koca değil, hiç kimse tenkitten hoşlanmaz. Herkes takdir bekler. Genel olarak kadınlar, süse düşkündür, giyimlerine dikkat ederler. Aldığı bir elbise için, (Bu elbise, sana ne kadar da güzel yakışmış) dersek, bir şey kaybetmeyiz. Çünkü dinimiz, hanımla iyi geçinmek için yalan söylemeyi bile caiz görmüştür. Hele haklı bir takdiri esirgemek ahmaklıktır.

Bir kadın için en büyük mutluluk, kocasının kendisini takdir etmesidir. Bilhassa kadınlar, basit şeylere dikkat ederler. Bayramlarda, mübarek gecelerde, evlenme yıldönümlerinde ufak da olsa bir hediye vermeyi ihmal etmemelidir!

Kadının biri, senelerce güzel yemekler yapar. Buna rağmen, beyinden en ufak bir takdir, bir teşekkür görmez. Bir gün kapalı bir sahan içinde saman koyup yemeklerle birlikte sofraya koyar. Beyi kabı açıp samanı görünce, şaşırır, kızarak;
- "Bu ne, saman yenir mi? Ben hayvan mıyım?" diye çıkışır. Hanımı der ki:
- Yıllardır nefis yemekler yapıyorum. "Beyim galiba iyiyi, kötüyü ayıramıyor. Önüne ne konsa yer" diye düşünmüştüm. Şimdi, yalnız kötüyü anladığın, iyiyi hiç anlamadığın meydana çıktı.

Kötüyü tenkit etmesini bilen, iyiyi de takdir etmekten aciz olmamalıdır! Takdirden aciz olan da, tenkitten vazgeçmelidir! Beğendiği yemekler ve hizmetler için teşekkür etmek gerektiği gibi, beğenmedikleri için de teşekkür etmek gerekir. Çünkü, beğenilmeyen yemekler için de aynı hizmeti yapmış, aynı gayreti göstermiştir. Onun için atalarımız, "An beni bir kozla da, varsın çürük çıksın!" derler. Biri, bize bir ceviz ikram etse, o da çürük çıksa, arkadaşa kızmak mı gerekir?

Yabancıya gösterilen nezaketin hiç değilse onda birini, evde karı-koca birbirine göstermelidir! Kabalık, sevgiyi köreltir, huzursuzluğa yol açar. Mesela yabancı birine (Hep aynı şeyi anlatıyorsun) diyemediğimiz halde, evimizde de hiç duymamış gibi dinleyemiyorsak, mesela (Yine aynı şeyleri mi anlatıyorsun) diyorsak, nezaketten ne kadar uzak olduğumuz anlaşılmış olur.

Evdeki mutluluk, iş yerindeki nezaketten daha mühimdir. Huzur, milyarları kazanmaktan daha önemlidir. O halde, takdir edici, nazik ve güler yüzlü olanın evinde geçimsizlik olmaz.

Peygamber efendimiz, eve gülümseyerek girer, selam verirdi. Üzüntülü de olunsa, tebessüm ihmal edilmemelidir! Çünkü "Lisan-i hal, lisan-ı kalden entaktır", yani, hareketlerimiz, sözlerimizden daha fazla tesir eder.

Evet, tebessüm ateşinde erimeyen maden bulunmaz. Kalblerin fethi gülümsemekten geçer. Bir tebessüme esir olan genç, bir kızın hiçbir meziyetini dikkate almadan onunla evlenmek hatasına kurban gidebilir.

Müslüman güler yüzlü, münafık asık suratlı olur. Tebessüm, bedavadır, alanı mutlu eder, vereni üzmez. Bazen bir tebessümün hatırası ömür boyu unutulmaz. Huzurun anahtarı tebessümdür. Tebessüm edemeyen zavallıdır. Gülümsemesini bilmek, dünya ve ahiret saadetine sebep olur.

Hanımla iyi geçinmek gerekir

Sual: Ev işlerinde çok gevşek olan, saliha bir hanımım var. Ütüyü geç yapar, çamaşırları geç yıkar. Yemekleri tatsız tuzsuzdur. Bunu bırakıp da, dört dörtlük birisiyle evlenmem uygun mudur?
CEVAP
Din kitaplarında yazıyor ki, kadın çamaşır yıkamaya, yemek pişirmeye ve hatta çocuğuna bakmaya mecbur değildir. Mecbur olmadığı işlerde onu, çamaşırcı, aşçı, hizmetçi gibi kullanmaya kimsenin hakkı yoktur.

Yeryüzünde dört dörtlük kadın olmaz. Hepsinin iyi yönü olduğu gibi, kötü yönü de olabilir. Bir atasözü var. (Elin karısı ele kız, elin tavuğu ele kaz görünür) derler. Kadından çok şey beklemek, dini bilmemenin alametidir. Bir hadis-i şerif meali:
(Kadın doğrultmaya çalışılırken, kırılabilir. Kırılması boşanması demektir.) [Buhari]

Kur'an-ı kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle geldiği bildiriliyor. Fudayl bin İyad hazretleri, (Eşim huysuzluk yapınca, dine aykırı bir iş yaptığımı anlardım. Hemen o şeye tevbe edince, eşimin huysuzluğu da giderdi. Böylece, tevbemin kabul edildiğini de anlardım) buyurdu. O halde Müslüman erkek, eşiyle iyi geçinir. Çünkü Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Allah'ın emanetine yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim]

Şu halde kimin emaneti olduğunu düşünmeli, Allah'ın emanetine hıyanet etmemeli.

Erkek hep kendini kusurlu görmeli, (Ben iyi olsaydım, o böyle olmazdı) diye düşünmeli. Eşinin iyiliğini, iffetini, Allahü teâlânın büyük nimeti bilmeli. Onun huysuzluklarına iyilikle muamele etmeli, iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona dua etmeli ve Allahü teâlâya şükretmeli. Çünkü uygun bir kadın, büyük bir nimettir. İyi davranmak, sadece hanımı üzmemek değil, onun verdiği sıkıntılara da katlanmak demektir. Yani bir erkek, ben iyi bir kocayım diyorsa, hanımından gelen sıkıntılara katlanması gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Eyyüb aleyhisselam gibi mükâfatlara kavuşur) [İ. Gazali]

İyi Müslüman olmak için hanımla iyi geçinmek şarttır. Çünkü Allahü teâlâ, (Onlarla iyi, güzel geçinin) buyuruyor. (Nisa 19)

İyi geçinme, güzel geçinmek, ne demektir? İyi erkek, sadece eşine kötülük etmeyen değil, eşinden gelen sıkıntılara da katlanandır. Eğer bir erkek, eşinden gelen sıkıntılara katlanamıyorsa, iyi birisi olduğunu iddia edemez, buna hakkı da yoktur.

Mürşid-i kâmil olan büyük zatlar, talebelerine, (Hanımını üzeni sevmeyiz. Allahü teâlâ evin içini hanıma verdi. Bir erkek evin içine ne kadar çok karışırsa, dünya ve ahirette çok sıkıntı çeker) buyururdu. İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(İman yönünden en üstün mümin, hanımına, en iyi davranandır.) [Tirmizi]

(Eşinin haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]

Erkek, eşinin yemeğine karışmaz, temizliğine karışmaz, ütüsüne, eşyaları düzenlemesine karışmaz. Onun dünyası evidir. İstediğini yapar. Yemek yapmamışsa, olsun peynir ekmek yeriz demesi gerekir. Tuzlu tuzsuz yapmışsa ses çıkarmaz. Yemek yanmışsa hiç görmemesi gerekir. Eğer erkek bunları yaparsa, kadın kocasına hayran olur, kendisi utanır, düzeltmeye çalışır. Aksine niye böyle yapıyorsun denirse, iş çığırından çıkar. Kadın zayıftır, tez üzülür, tez sevinir, çok şeyi bir anda silip atar. Bütün iyiliklerini unutur. Bunun için boşama hakkı erkeğe verilmiştir. Erkekten daha dirayetli, kadın olmaz mı; elbette olur, ama istisnalar kaideyi bozmaz.

Yine büyük zatlar buyuruyor ki:
(Hanım, evde hizmetçi değil, sultandır. Hanımını üzmek akıllı insanın yapacağı iş değildir. Bir Müslüman hanımını nasıl üzer, akıl almıyor. Aklı olan karı koca, birbirini üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık alametidir. Zalim, huysuz kimsenin eşi, devamlı üzülerek sinirleri bozulur. Sinir hastası olur. Sinirler bozulunca, çeşitli hastalıklar hasıl olur. Hayat arkadaşı hasta olan bir eş, mahvolmuş, mutluluğu sona ermiş demektir. Eşinin hizmet ve yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun dertlerini dinlemekle, ona doktor aramakla, ona alışmamış olduğu hizmetleri yapmakla geçer. Bütün bu felaketlere, bitmeyen sıkıntılara kendi huysuzluğu sebep olmuştur. Dizlerini dövse de, ne yazık ki bu pişmanlığının faydası olmaz. O halde; eşine yapılacak huysuzluğun zararı kendine olur. Ona karşı, hep güler yüzlü, tatlı dilli olmaya çalışmalı! Bunu yapabilen, rahat ve huzur içinde yaşar, Allahü teâlânın rızasını da kazanır!)

Bir kadına kaşın böyle gözün şöyle demek, yani çirkinsin demek, öldürmekten beterdir. Bir arkadaş anlattı:
Yakın akrabamız bir bayan, (Kocam bana esmersin, pasaklısın dedi, hiçbir zaman “Güzelsin, seni seviyorum” demedi, hep kötü yönlerimi söyledi, elin adamlarından güzel söz duyunca, ister istemez gönlüm o adamlara düştü, kocamdan soğudum) dedi. Bu durumu iyi bilen bir arkadaş, oğlunu evlendirirken (Aman oğlum, eşinle kavga etsen, kötü söz söylesen bile, ona sen çirkinsin deme, her zaman güzel olduğunu söyle) derdi. Kızımla annesi tartışınca, kız bana, (Baba bu köylüyü nereden buldun da aldın) der. Ben de, (Ama annen güzeldi onun için) derim. Kavga biter hemen.

Bir de, daha önce başından bir evlilik geçmişse, hanım sorsa bile, eski eşten kesinlikle bahsetmemelidir. Eski eşin adını sakın evde anmamalı. Bir gün Peygamber efendimiz, vefat eden Hazret-i Hatice validemizi anınca, kadınların en üstünü olan Âişe validemiz bile üzüldü. O üzülünce kim üzülmez ki?

Kadın, erkek iyi geçinmek için yalan söyleyebilir. Bir hadis-i şerif meali:
(Erkek, eşini, eşi de, beyini idare etmek için yalan söylerse günah olmaz.) [Müslim]

İbni Erkam hazretleri, Hazret-i Ömer’e, (Eşim, beni sevmediğini söyledi. Beni sevmeyen bir kadınla birlikte yaşayamam, ayrılmak istiyorum) dedi. Hazret-i Ömer, kadına sordu:
- Kocana, seni sevmiyorum dedin mi?
- Evet dedim.
- Niçin?
- Bana sordu. Ben de yalan söyleyemedim. Yoksa burada yalana izin var mıdır?
- Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın, kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse günah olmaz.

Hanımı idare etmek, onu haramdan korumak, neşelendirmek birinci vazife olmalıdır.

Evliya zatlar buyuruyor ki:
(Talebeye ne yapılırsa, hocasına gider. Evlada yapılan bir şey, babaya yapılmış gibidir. İyilik de kötülük de.)

O halde büyükleri üzmemek için saliha hanımla iyi geçinmek zorundayız.

Saliha hanım, bulunmaz nimettir, Cennet nimetidir. Cennet nimetinin kıymetini bilmek, muhafaza etmek her Müslümanın vazifesi olmalı.

Çocukları kavgalı, stresli bir ortamda yetiştirmemeli. Yarının büyüğü olarak yetiştirmeli. Ivır zıvır şeylerle bu hayatı kendimize, çoluk çocuğumuza zehir etmemeliyiz. Problemli ailelerin çocuklarıyla kimse oğlunu kızını evlendirmek istemez. Bu da ayrı bir konu.

Bütün sıkıntılar ölümü unutmaktan, hak ve hukuka riayet etmemekten yani dine uymamaktan ileri gelir. Bir zat anlatır:
(Bir gün bana bir arkadaş geldi. Hanımı ile hiç geçinemiyormuş. Evde her gün basit şeyler yüzünden tartışma oluyormuş, bıkmış bu tartışmalardan, artık ondan ayrılmak istiyordu. Bunların münakaşaları yüzünden iki taraf aileleri de birbirine girmiş. Hanımı bunun tarafına, bu da hanımının tarafına düşman vaziyette. Kanlı bıçaklı deniyor ya aynen öyle imişler. Yine bir gün perişan bir vaziyette geldi, hiçbir nasihat dinleyecek halde değildi. Ya Rabbi, ben buna ne diyeyim diye düşündüm. Sonra ona, “Ayrılsan da fark eden bir şey olmayacak, bir ay kadar ömrün kaldı, ne istiyorsan git yap” dedim. Bu sözü duyan arkadaş şok oldu, rengi attı, yine perişan bir durumda çıkıp gitti.

Sonra arkadaşlardan ve kendisinden dinlediğim için ne yaptığını anlatayım. Kapıdan çıkar çıkmaz özel kalemdeki arkadaşlarla helalleşmeye başlamış. Rastladığı herkesle helalleşiyormuş. Eve gidince kavgalı hanımına, (Hatun gel demiş, bunca zamandır seni üzdüm, sana iyi kocalık yapamadım, istediğini alamadım, hakkına riayet edemedim, ne olur beni affet, bana hakkını helal et) demiş. Tabii bunu ağlamaklı diyor, gerçekten diyor.

Hanımı bakmış, Allah Allah, bu adama ne oldu da böyle şeyler yapıyor, acımış ona, bey demiş, sen hakkını helal et, ben hep edepsizlik yaptım, seni çok üzdüm demiş. Başlamışlar ağlamaya, sarılıp ağlaşmışlar. Sonra adam, kavgalı olduğu kayınpederlerine gitmiş. Aynı şekilde onlardan ağlamaklı olarak özür dilemiş, size iyi evlatlık yapamadım, hizmet edemedim, ne olur beni affedin, hakkınızı helal edin demiş. Onlar da şaşırmışlar, yavrum demişler, sen hakkını helal et, biz büyüklük yapamadık, sizi hoş göremedik, sizin aranızı çok zaman biz bozduk. Sen bizi affet, hakkını helal et diyerek ağlaşmışlar. Sonra hanımı da bunun kavgalı olduğu annesine babasına gitmiş. Aynı şekilde o da onlardan özür dilemiş, size iyi gelinlik yapamadım, çok edepsizlik ettim, sizi çok üzdüm demiş, helallik istemiş. Onlar da aynı şekilde mahcup olup, asıl sen bizi affet hakkını helal et, biz büyüklük yapamadık, sizi çok üzdük demişler, sarılıp ağlaşmışlar. Evde ise her gün sanki Cennet hayatı yaşıyorlar. Karı koca birbirlerine hizmet ediyor, terlik vesaire getiriyorlarmış. Bir dedikleri iki olmuyormuş.

Ama arkadaş, benim sözümü hiç söylememiş. Bir ayın dolması için günleri sayıyormuş. Günler yaklaştıkça bunun iyiliği artıyormuş, geceleri ibadeti artıyormuş. Bunun iyiliği artınca hanımının da ve ailelerin de iyiliği artıyormuş. Derken bir ay dolmuş. Ha bugün öleceğim derken, nedense ölmemiş. Kesin bir ay denmedi, bir ay kadar dendi, belki birkaç gün daha var diye düşünmüş. Birkaç gün daha beklemiş, yine ölmemiş. Sonra yanıma geldi, odadan içeri girince, (Efendim ben ölmedim) dedi. Ne ölmesi dedim. Efendim siz bana demiştiniz ki bir ay kadar ömrün kaldı, o bir ay doldu ama ben ölmedim. Kardeşim, ben senin ne zaman öleceğini bilemem, ama şunu biliyorum, ölüm var, bir gün elbette öleceksin. Ölecek adam kavga niza ile hayatını zehir etmez. Şu andaki hayatından memnun musun dedim. Evet hiç tartışmamız olmuyor dedi. Haydi böyle devam edin dedim. İki çocukları oldu, gül gibi geçinip gidiyorlar. Bütün mesele ölümü unutmamak. Ölümü unutunca ne oluyor, unutmayınca ne oluyor bu açık bir örnek.)

Çeşitli sual ve cevaplar

Sual:
Hanımdan ayrılınca da mehrini vermek gerekir mi?
CEVAP
Hanımından ayrılan erkeğin, hanımının mehrini vermesi gerekir. Mehr kul hakkıdır. Peygamber efendimiz, günahları, haramları sayarken buyuruyor ki:
(Hevesi geçince hanımını bırakıp mehrini vermemek. Çalıştırdığı işçiye ücretini vermemek. Zararsız hayvanı sebepsiz öldürmek.) [Hakim]
Erkek hanımını ahlaksızlığı sebebiyle de boşasa, yine mehrini verir. Çocuk erkeğe verilmişse, kadına ayrıca nafaka verilmez.

Sual: Evleneli yedi sene oldu. Kocamla beraber olamadık. Yani kusur kocamdadır. Artık ayrılmaya karar verdim. Dinen ayrılmak istemem günah olur mu? Kocam ayrılmamı istemiyor, ayrılmak istiyorum dediğim zaman ağlıyor. Doktora da gitmiyor. Psikolojik bir rahatsızlığı var.
CEVAP
Seadet-i Ebediyye’de diyor ki:
(Kendinde engel bulunmayan kadın, zevcinin innin yani hadım, iktidarsız olduğunu anlarsa, nikahın feshi için, çok zaman sonra bile, dava açabilir. Erkek inkâr ederse, kadı yani hakim bir ebeye muayene ettirir. Zevceyi bakire bulursa, bir yıl sonra tekrar muayene ettirir. Yine bakire bulunursa aralarını tefrik eder [ayırır]. Tam mehrini verir ve kadının da iddet beklemesi lazım olur. Bir kere cima yapınca kadının dava açma hakkı kalmaz ise de, birden fazlasını terk etmesi günah olur. İnnin, ihtiyarlık, tenasül hastalığı veya büyü sebebi ile cima yapamayandır.)

Sual: Beyimin borcu var. Ben de bu borcumuzu daha çabuk ödeyip, sıkıntıdan kurtulmak için gayrimüslim hanımların yanında çalışıyorum. Uygun mudur?
CEVAP
Bayan çalışmaya mecbur değildir. Kendi arzunuzla erkeklerin olmadığı bir yer varsa, yani günah işlemeden çalışma imkanı varsa çalışabilirsiniz. Beyinizin borcu sizi ilgilendirmez.

Sual: Kocam zengin. Ne kendi güzel giyiniyor, ne de bize alıyor. Doğru mu yapıyor?
CEVAP
Zengin bir kimsenin, durumuna uygun giymemesi ve ev halkına da aynı şeyi yapması doğru değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, sana bir mal verdiği zaman, bu nimet ve ikramın eseri, senin üzerinde görülsün.) [Ebu Davud]

(Allahü teâlâ, birinize mal ihsan ettiğinde, ikrama, önce kendisinden ve ev halkından başlasın!) [Müslim]

Sual: Erkeğin hanımına nafakayı temlik etmesi, eline vermesi farz olduğuna göre, hanım "Ben nafaka istemem. Sana helal ettim" dese sahih olur mu? Yoksa nafakayı aldıktan sonra mı hediye etmesi gerekir?
CEVAP
Nafakayı almadan hediye etmesi sahih olur. Bir kimse, birinde olan alacağını, hakkını ona hediye edebilir. (Redd-ül Muhtar)

Sual: Beyim beni, Avustralya’ya götürmek istiyor. Burada çok tanıdıklarımız var. Durumumuz da iyidir. Ben de tanımadığım gayrimüslim ülkeye beni götürme diye itiraz ediyorum. Yakınlarım beyine itiraz etmek günahtır diyorlar. Burada itiraz hakkım yok mu, yani götürme beni demem günah mıdır?
CEVAP
Bu konuda itiraz etmeniz günah olmaz. Hindiyye'de (Zamanımızda, erkek, hanımı istemezse, onu başka memlekete götüremez) diyor. Bu bakımdan bir zaruret yoksa götürmemeli, huzursuzluğa sebep olmamalıdır. Orada rahat edecekseniz zaten siz de itiraz etmezsiniz. Böyle işlerde anlaşarak karar vermelidir.

Sual: Hanımı başka memlekete götürmek uygun değil deniyor. Ben hanımımı İstanbul’dan Erzurum’a, Konya’ya götüremez miyim?
CEVAP
Gezdirmeye her yere götürürsünüz elbette. Onu Konya’ya, Erzurum’a yerleştirip kendiniz zaruretsiz İstanbul’da ikamet etmeniz uygun olmaz. Onu kendi ikamet ettiğiniz yerde, akrabalarının ikamet ettiği yerde bulundurmalısınız. Bir de kadın razı olmadıkça, onu memleketindeki akrabalarının yanından alıp başka memlekette ikamete zorlamak da uygun değildir.

Sual: Erkek, hanımı razı olmadığı halde, çocuk olmaması için tedbir alabilir mi veya hanımını tedbir almaya zorlayabilir mi?
CEVAP
Hayır.

Sual: Cehenneme müstahak olan kadın, kocası, babası, kardeşi ve oğlu olmak üzere, dört erkeği de, beraberinde götürecekmiş. Bu dört erkek, bu kadının hangi hallerinden sorumludur?
CEVAP
Engel olabildikleri bütün günahlarından sorumludur. Babası, kardeşi daha çocukken ona ehl-i sünnet itikadını öğretmeli, namaz kıldırmalı, tesettüre riayet ettirmeli, haramlardan ve ileride haram işlemesine sebep olacak işlerden, uzak tutmalıdır. Evlenecek çağa gelince de, dinini bilen salih birisiyle evlendirmelidir. Evlendikten sonra kocasının sorumluğu da başlar. Oğlu olur ve çocuğu akıl baliğ olunca, onun sorumluluğu da başlar.

Nafaka parası

Sual: Beyim, bana harçlık vermiyor. Evin ihtiyaçları için bıraktığı paraların bir kısmını, yakınlarıma alacağım hediyeye vermem caiz midir? Bir de, kayınvalidemin kocası olmayıp, fakir olduğu için yanımızda kalıyor. Kayınvalidem, oğlunun cebinden para alıp harcayabilir mi?
CEVAP
Erkek, hanımının veya annesinin parasını onlardan izinsiz harcayamadığı gibi, siz de, kayınvalideniz de, beyinizin parasını ondan izinsiz harcayamazsınız. Nafakaya dâhil olan yiyecek ve giyeceği almıyorsa, aç ve açıkta bırakıyorsa, o zaman sadece, nafaka kadarını almak caiz olur; çünkü erkek, hanımının da, annesinin de, nafakasını vermeye mecburdur.

İzinsiz hacca gitmek

Sual: S. Ebediyye’de (Zevcesinden izinsiz sefere, hatta nafile hacca gitmemeli) deniyor. Bu, gitmesi haram mı demek, yoksa hanımıyla iyi geçinmek için izin almalı anlamında mıdır?
CEVAP
İyi geçinmek için, izinli gitmeli anlamındadır. Eğer, erkek nafaka bırakmadıysa, hanımından izinsiz hacca gitmesi de haram olur. Nafaka bırakmışsa, izin vermese de gidebilir.

Genel izin

Sual: Hanıma, evdeki eşyaları, yiyecek ve içecekleri komşulara verebilmesi, istediği komşulara oturmaya gitmesi ve ihtiyaç hâlinde marketten bir şeyler alması için izin vermek uygun olur mu?
CEVAP
Saliha ve emin olan hanıma, böyle şeyleri yapması için genel izin vermeli. Bir kere izin vermek yeter, artık o izin geri alınmadığı sürece, ömrünün sonuna kadar izinli sayılır.

Sevmek itaat etmektir

Sual: Hanımım evde hiç hizmet etmiyor. Bana (Beni seviyor musun?) dedi. Evet dedim. (Seven, sevdiğine itaat eder. Evde dediklerimi yapmıyorsun. Bana itaat etmediğine göre yalancısın) dedi. Başka zaman da, (Ben seni sevmiyorum) dedim. (Sevmiyorsan benden hizmet beklemeye hakkın yok) dedi. İnsan sevdiğine itaat mi eder? Kediyi, köpeği sevsem onlara itaat etmem mi gerekiyor?
CEVAP
(Seven, sevdiğine itaat eder)
sözü, herkes için değil, Allahü teâlâ, Peygamber efendimiz, mürşid-i kâmiller ve Müslüman âmirler için geçerlidir. Bir kimse, (Allahü teâlâyı seviyorum) diyorsa, sözünde samimi ise, Onun emir ve yasaklarına da riayet etmesi lazım. Allahü teâlânın emrine uymayanın, (Ben Allah’ı çok seviyorum) demesi elbette samimiyetten uzaktır.

Büyükler küçükleri severse, küçüklerin emrine uyulmaz. Mesela, torun dedeye, (Dede beni seviyorsan, beni yedinci kattan aşağı at!) dese, dedesi de, sevgisini ispat etmek için, torununun sözünü dinleyip onu aşağı atsa, cinayet olur.

Dinimizde evin reisi, âmiri erkektir. Kadın, kocasına, (Beni seviyorsan sözümü dinle) diyemez. Bunu ancak âmir olan erkek söyleyebilir.

Kadın evin sultanıdır

Sual: Yeni evli bir arkadaşın hanımı kocasına şöyle diyormuş:
(Dinimize göre hanım sultandır, ev işi yapmaya mecbur değildir. Çamaşır falan yıkamam, evi temizlemem. Yaparsam ihsan olur. İhsan etmeye de mecbur değilim. Yemek de yapmam, beni restorana götür. Bayramlarda ben senin annene babana gitmem. Onlardan rahatsız oluyorum. Senin gitmeni de istemiyorum. Onlarla görüşünce sen de değişiyor, bozuluyorsun. Benim anama babama git, çünkü onlardan zarar gelmez, aksine enerji toplarsın. Ben zaten her gün gidebilirim, bana karışamazsın.)
Bu arkadaşa ne tavsiye edebiliriz?

CEVAP
(Hanım sultandır, ev işi yapmaya mecbur değildir) sözü doğrudur. Muteber bir kitap olan Şir’at-ül İslam’daki, (Kadın ekmek yapar, el değirmeninde öğütür. Eğer hastaysa veya eşraf kızıysa, kocası bu işleri görecek hizmetçi tutar. Kendisi yapabilecek durumdaysa, bunları yapmaya mecbur edilir) sözünün açıklamasında, (Buradaki mecburiyet, dînî mecburiyet değildir. Ailedeki ülfeti ve mutluluğu temin etmek için, kadâi [kanunî] mecburiyettir. Kadın bu hizmetleri yapmazsa günaha girmez. Erkeğin de dinen mecbur olmadığı bazı şeyleri kadâen yapması lazım olur. Kanuna uymazlarsa, vacibi terk etmiş olurlar) buyurulmuştur. Demek ki, ailenin saadeti için, kadının ev işlerini yapması vacib oluyor.

(Sultan olan hizmet etmez) dememeli. Peygamber efendimiz âlemlerin sultanı idi. Bir piknikte pişirilen yemek için odun toplamıştır.

Evet, kadın, ihsan etmeye mecbur olmadığı gibi, erkek de ihsan etmeye mecbur değildir. Öyle davranan kadını lokantaya götürmek zorunda değildir. Erkek kendisi, istediği yerde yiyebilir, evine de peynir ekmek getirir. Kadın pişmiş, sıcak yemek isterse kendisi yapar, yapmazsa getirilenlerle iktifa etmek zorundadır.

Madem kadın, dinin emrini öne sürüyor, dine uygun yaşamak istiyor, o zaman dinin emrini bildirelim:
Evin reisi erkektir. Kadın, kocasının dine aykırı olmayan her emrini yerine getirmek zorundadır. Erkek, karısına, (Üç saat tek ayak üstünde dur) dese, öyle durmaya mecburdur. Erkek, böyle zor ve yanlış emir verirse günaha girer, ama yine kadın onu yapmak zorundadır. Birkaç hadis-i şerif:
(Bir erkek, hanımına, kızıl dağdan kara dağa, kara dağdan kızıl dağa koşmasını emretse, kadının emri yerine getirmesi lazımdır.) [Tirmizî, Nesaî, İbni Mace]

(Eğer insana secde edilmesi gerekseydi, kadının, kocasına secde etmesi gerekirdi. Çünkü Allah erkeği kadından üstün yarattı.) [Nesâî, Tirmizî, Ebu Davud, İbni Mace, İ. Ahmed, Bezzar, Hâkim]

(Kadın üzerinde en büyük hak sahibi kocasıdır, erkeğin ise anasıdır.) [Hâkim]

(Kadın, kocasının hakkını ödemedikçe, Allah'ın hakkını ödemiş olmaz.) [Taberânî]

(Kadın, kocasının yatağını terk edip gecelerse sabaha kadar melekler ona lanet eder.) [Buhârî]

(Erkek, yatağına çağırır da, kadın gelmezse, sabaha kadar melekler ona lânet eder.) [Müslim]

(Bir kadın, kocasından izinsiz evinden çıkarsa kocası razı oluncaya kadar, her şey ona lanet eder.) [Deylemî]

(Kadın, kocasından izinsiz [nâfile] oruç tutamaz.) [Buhârî, Müslim]

(Kadın, kocasından izinsiz eve kimseyi alamaz.) [Taberânî]

Hazret-i Safvân’ın hanımı, (Yâ Resulallah, namaz kıldığım zaman kocam bana kızıp, vuruyor) diye şikâyette bulundu. Hazret-i Safvan ise, (Yasakladığım hâlde, o da bir rekâtta uzun iki sûre okuyor) dedi. Resulullah kadına, (Kısa tek sûre okumak yeterlidir) buyurur ve kocasının emrine uymasını bildirir. (Ebu Davud)

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdir. Çünkü Allahü teâlâ, bazı kullarını bazısından üstün yaratmıştır. Hem de, erkekler, kendi mallarını, onlar için harcederler. Kadınların iyileri, Allahü teâlâya itaat eder ve kocalarının haklarını gözetirler. Kocaları hazır olmadıkları zaman, onların nâmuslarını ve mallarını, Allah'ın yardımıyla korurlar. Hıyânet etmesinden korktuğunuz kadınlara, kocalık haklarını öğretin ve tatlı sözlerle nasihat edin! Onları yatağınızdan ayırın. Yine uslanmazlarsa, hafif dövün! Uslanırlarsa, onları üzecek şey yapmayın!) [Nisa 34]

(Hayat müşterektir) sözü doğrudur, fakat bu, kadın da gitsin, para kazansın demek değildir. Bunun mânâsı, (Erkek gitsin, çalışsın, kazansın, lüzumlu şeyleri, alıp getirsin, kadın da, evinde boş durmayıp, ev içindeki kadınlık vazifelerini yapsın) demektir. Erkeğin vazifesi dışarıdaki işleri, kadının vazifesi içerideki işleri yapmaktır. (S. Ebediyye)

Erkek, hanımının, evinde veya dışarıda, başkaları için ücretle veya hayır için iş yapmasına ve vaaza gitmesine mâni olur. Kadının evde ev işleriyle meşgul olması, boş kalmaması lâzımdır. Kadın, ev işleri ile uğraşmalı, tarlada, fabrikada, bankada, ticarethanelerde ve memurluklarda çalıştırılmamalı. Kötü arkadaşların, münafıkların güler yüzlerine, tatlı dillerine aldanmamalı, ilmihâl kitaplarına uymalı. Kadının vazifesi, ev içindeki işleri yapmaktır. (İslam Ahlakı)

İbrahim Hakkı hazretleri, kadının kocasıyla olan sohbet ve ülfetinin edeplerini şöyle bildirmektedir:
Kocası içeri girince, ayağa kalkmalı, kocasını güler yüzle karşılamalı. Kocasına, (Hoş geldin efendim) demeli, paltosunu almalı. Her emrinde ve işinde, kocasına itaat etmeli. Ondan izinsiz, evinden bir yere gitmemeli. Kocasının elbisesini temizlemeli, yemeğini pişirmeli. Kocasından izinsiz nâfile oruç tutmamalı. Güzelliği ve malıyla kocasına övünmemeli, giyinme ve yeme işlerinde kocasını üzmemeli. Sesini kocasının sesinden yüksek çıkarmamalı, ona eziyet edip, hayatından usandırmamalı. Kocasının yanında ve arkasında ona dua etmeli, onu övmeli. Yalnız kocası için süslenmeli. Kocasının ırz ve malını korumalı. Namahreme görünmemeli, ondan izinsiz hiç kimseye bir şeyini vermemeli. (İslam Âlimleri Ansiklopedisi)

Erkek, evin huzurunu temin için, yerine göre hanımına tavır almalı, (Madem ev işlerini yapmıyorsun, güzel bir hizmetçi kız bulalım, namahrem olmaması için, nikâh da yaparız) derse, kadın, insafa gelip, belki o zaman, (Şaka yapıyordum, sen de her şeyi ciddiye alıyorsun!) diyebilir ve işi tatlıya bağlayabilir.

Netice, evin idaresi erkeğe aittir. Erkeğin bittiği yerde kadın başlar, o zaman da sıkıntılar peşpeşe gelir. Bu yüzden erkek, evin idaresinde taviz vermemeli, yani dikkatli olmalı. Bir doktor gibi, bir şoför gibi hareket etmeli. Doktor, hastasına, yeri geldiği zaman perhiz verir, tavsiyeler yapar. Yeri gelir, ilaç verir. Yeri gelir pansuman yapar, yeri gelir ameliyat yapar. Yani her zaman, duruma göre değişik davranır. Şoför de böyledir. Devamlı gaza basmaz. Devamlı düz gitmez. Yola göre, duruma göre, gaza basar, frene basar, virajı alır, düz gider. Erkek de bunlar gibi, duruma göre hareket eder. Ancak bunları yaparken kalb kırmamalıdır.

Geçim ehli olmalı

Sual: (Bir Müslüman, hanımıyla iyi geçinir, onu üzmez) deniyor. Hanımı dine aykırı iş yapsa da mı ona bir şey demez?
CEVAP
Dinimizin emrine uymaya çalışan, büyük zatları sevip onlara tâbi olan sâlih Müslüman, hanımına her işte yardımcı olmalıdır. Kimya-i Saadet kitabında deniyor ki:
Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hayvanın yiyeceğini içeceğini verirdi. Evini süpürür, koyunun sütünü sağardı. Ayakkabısının söküğünü diker, çamaşırını yamardı. Hizmetçisine yardım eder, pazardan alışveriş yapar, bir torba içinde eve getirirdi. Kim davet etse oraya giderdi. Güzel huylu olup, iyilik etmeyi severdi. Herkesle iyi geçinir, güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Nazikti, cömertti. Fakat israf etmez, kimseden bir şey beklemezdi. Herkese acırdı. Saadet, huzur isteyen, Onun gibi olmalıdır. (S. Ebediyye)

Dine aykırı işlerde hanımına tâbi olana kılıbık denir. Mesela hanımı, kızını uygunsuz yerlere tahsile gönderse, (Ben karışmam, günahı hanımadır) demek dinimize aykırıdır. Yine S. Ebediyye’de deniyor ki:
Ana babanın, dinimizi öğretmek ve terbiye etmek için çocuklarını zorlaması lazımdır. Kadın çocuklarının dinimizi öğrenmesine, dine uygun giyinmesine, ahlâkına önem vermezse, kötü yetiştirirse, erkeğin, (Ben razı değilim, günahı senin olsun!) demesi, kendisini kurtarmaz. Kötülüğe mâni olması lazımdır. Hadis-i şerifte, (Çok Müslüman evladı, babaları yüzünden Veyl ismindeki Cehenneme gideceklerdir. Çünkü bunların babaları, evlatlarına Müslümanlığı ve Kur’an-ı kerimi öğretmediler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da, benden uzaktır. Çocuklarına dinlerini öğretmeyenler, Cehenneme gideceklerdir) buyuruldu. Çocukların yapacakları günahlar ana, baba ve hocalarına da yazılır. O hâlde hanımım istiyor diye günaha razı olmamalıdır.

Eşe sır söylenmez mi?

Sual: Dünyaca ünlü bazı ajanların evlenmemesi, eşinin o sırrı başkalarına sızdırmaması içinmiş. Ben sırlarımı, borçlarımı, hastalıklarımı, düşmanlarımı eşime söylemiştim. Şimdi onları bana koz olarak kullanıyor. Bunları eşine söylemenin dinen bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Kadın, duygusaldır, tez etkilenir. İyi geçinmeli, onu üzecek şeyler söylememelidir. Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri, (Hanımına hastalığını, sıkıntılarını, düşmanlarını ve borçlarını söylememelidir) buyuruyor. Söylenirse, kadın bunları büyütür. Yuvanın yıkılmasına kadar götürebilir. İbrahim Hakkı hazretlerinin bu husustaki birkaç nasihati şöyledir:
1- Yapamayacağı şeyleri bile söz vererek eşinin gönlünü almalı. Çünkü o, evinde yaşayan, başkalarından ümitsiz ve yalnız kendisine alışmış olan dostu, dert ortağı, ekmek vericisi, kendini neşelendiricisi, çocuklarının yetiştiricisi ve ihtiyaçlarını gidericisidir.
 
2- Eşi kızınca susmalı. Böylece kadın, pişman olup özür dilemeye başlar. Çünkü o, zayıftır, susunca mağlup olur. Karşılık verilirse, kavga büyür, yuvanın yıkılmasına kadar gidebilir.
 
3- Çarşı, pazar işlerini, ödenecek borçları asla ona bırakmamalı, evin idaresinde onun fikrini sormalı, dışarıdaki büyük işleri söyleyerek onu üzmemelidir.
 
4- Günah olmayan kusurlarını görmezlikten gelmeli. Günah iş ve sözden vazgeçmesini ve namaza, oruca ve gusletmeye devam etmesini tatlı ve yumuşak sözlerle nasihat etmeli. Kıymetli elbise ve ziynet eşyası alacağını vaat ederek ibadetleri yaptırmalı, günah işlemesine engel olmaya çalışmalıdır.
 
5- Ayıplarını, sırlarını, kötü yönlerini herkesten gizlemelidir. Bunları yüzüne karşı da söylememelidir.
 
Bunlara riayet edilirse evde geçim sağlanmış olur.

 

 

 

Top
Sitemizdeki bilgilerden, Orijinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.