logo
Ana Sayfa
KIBLE
365 GÜN DUA
ABDEST VE TEYEMMÜM
AHLAK BİLGİLERİ
ALIŞ VERİŞ BİLGİLERİ
ALLAHÜ TEALA
ANA - BABA HAKKI
BOZUK FIRKALAR
BÜYÜ-SİHİR-HURAFELER
CENNET VE CEHENNEM
CİHAD
ÇEŞİTLİ KONULAR
DEVİR VE İSKAT
DİNİMİZ-BATIL DİNLER
DOĞRU İMAN BİLGİLERİ
32 ve 54 farz
Ahiret gününe iman
Allah'a ulaşmak
Amel ve iman
Aşırı dincilik
Çin fağfuru
Çoğunluğa uymak
Din adına dinsizlik
Dindarlık azalırsa
Dinde kolaylık var
Dinde on esas
Dinde zorlama yoktur
Dinimiz ve adalet
Dinimiz ve kölelik
Dinimizde temizlik
Dinsiz felsefeciler
Doğru iman
Doğru yolu bulmak
Ehl-i kıble kimdir?
Ehl-i kitabın durumu
Ehl-i sünnet itikadı
Elbette müminim
Emali kasidesi
En büyük günah
Fetret ne demektir?
Gaybı kim bilir?
Gayrimüslim şehit
Geri kalış nedenleri
Gericilik
Günahlar örtülecek
Hak Yoldakiler
Harac ve zaruret
Hazret-i Mehdi
Hidayet nedir?
Hoşgörü ne demektir?
Hubbi - Buğdi fillâh
Irkçılık nedir
İman azalıp çoğalmaz
İman için araştırmak
İman nedir?
İman ve akıl
İman ve İslam
İman-İslam farklı mı
İmanın alameti
İmanın kısımları
İmanın zirvesi
İnsan ölünce
İrtica nedir?
İslam hayranlığı
İslamiyet'i yıkmak
Kâfire kâfir demek
Kâfirlere benzemek
Kavil ve fetva nedir
Kelime-i şehadet
Kelime-i tevhid
Kitaplara iman
Müftünün sözü
Müslüman olmak
Niyetin önemi
O Müslümansa...
Orta yolda olmalı
Onlara uymadıkça
Resule uyun emri
Rızkı düşünmek
Secdenin önemi
Seyyidlere hürmet
Tahkiki iman
Tanrı var diyen biri
Vaazı uzatmak
Yayın vasıtaları
Yeni Müslüman olan
Zikir nedir?
Zina
Zor asırlar
+Aklın dindeki yeri
+Dinimiz ve Fen
+Emr-i maruf
+Felsefe nedir
+Günah işleyenler
+Günah ve Günahkâr
+İbadetlerimiz
Ameller 7 türlüdür
Çalışmak ibadet mi?
Dinde zorluk yoktur
Ef’âl-i mükellefîn
Emirler ve yasaklar
En kıymetli ibadet
Farz borcu varken
Gece ibadeti
Gençlikte ibadet
Günahkârın ibadeti
Hem iç hem dış organ
İbadet nedir?
İbadet ve Cennet
İbadeti gizlemek
İbadetlerin hikmeti
İbadette fazla zan
İki kat sevap alan
İlim, amel, ihlas
İslam binası
İşe giderken niyet
Kabahat gizli olmalı
Kurtuluş için
Müstehabın önemi
Namaz şov değildir
Neşe ile ibadet
Nimete karşılık
Onda birini yapan
Özgürlük
Ruhsat ve azimet
Sahih olması için
Salih ameller
Sevgi varsa
Sıkıntıda ibadet
Şartsız söylenenler
Uykuda sevab - günah
Yaşadığını din sanma
Zayıf kavle uymak
+Kabir hayatı
+Kabir Ziyareti
+Kaza - Kadere iman
+Kıyamet alametleri
+Kıyamet günü
+Meleklere iman
+Nefs ve kalb
+Ölüme hazırlanmak
+Peygamberlere iman
+Ruh ölmez
+Sebeplere yapışmak
+Şefaat vardır
+Şirk ve Küfür
+Tek Hak Din
+Tevbe etmenin önemi
+Vehbi ilim ve ilham
+Vesvese
ESHAB-I KİRAM
EVLİLİK VE AİLE
EVLİYAYI TANIMAK
FAİZ
FİTNE VE GIYBET
FİTRE-UŞUR-ZEKAT
GÖRGÜ KURALLARI
GUSÜL
HAC VE UMRE
HAYZ VE NİFAS
İDARECİLİK BİLGİLERİ
KUR'AN ÖĞRETMENİ
KUR'AN-I KERİM
KURBAN-ADAK
MEZHEPLER DOSYASI
MİRAS-FERAİZ VE BORÇ
MUCİZE-KERAMET-SİHİR
MÜBAREK GÜNLER
MÜZİK VE TEGANNİ
NAMAZ
NELERİ YİYEBİLİRİZ
NİKAH-TALAK-MEHR
ORUÇ
OSMANLI SULTANLARI
PEYGAMBER EFENDİMİZ
SAĞLIK BİLGİLERİ
SIRAT KÖPRÜSÜ
SÜNNET VE BİD'AT
ŞAFİİ İLMİHALİ
TESETTÜR
UYDURMA HADİS OLURMU
YEMİN VE KEFARETİ


Ziyaretçi Sayısı
Loading
 
İbadetin faydası kime?

Sual: İman etmenin, örtünmenin, namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerin Allah’a ne faydası var da emretti? İçki, kumar, faiz, zina, yalan, hırsızlık gibi günahların, Allah’a ne zararı var da yasakladı?
CEVAP
Kendisine fayda ve zararı olduğu için değil, bize fayda ve zararı olduğu için emir ve yasaklar koydu. Emir ve yasak koymakla, kullarını şereflendirdi. (Mektubat-ı Rabbani)

Hadis-i kudside buyuruluyor ki:
(Öncekileriniz, sonrakileriniz; küçükleriniz, büyükleriniz; dirileriniz, ölüleriniz; insan ve cinleriniz; en mütteki, itaatli birer kulum olsanız, büyüklüğüm artmaz. Aksine hepiniz, bana karşı duran, Peygamberlerimi aşağılayan birer düşmanım olsanız, ilahlığımdan bir şey eksilmez. Allahü teâlâ, sizden ganidir, Ona hiçbiriniz lazım değildir. Siz ise, var olmanız ve varlıkta kalabilmeniz için her şeyinizle, hep Ona muhtaçsınız.) [Müslim]

Birkaç âyet-i kerime meali:
(Salih amelin, ibadetin faydası, bunu yapanadır.) [Fussilet 46]

(Kim, [ibadet edip günahlardan] temizlenirse, faydası kendinedir.)
[Fatır 18]

(Herkes, kendisi için cihad eder, faydası kendinedir.) [Ankebut 6]

(Rabbiniz size idrak kabiliyeti verdi. Hakkı görenin faydası kendine, kör olanın zararı kendinedir.)
[Enam 104] (Burada kör olmak, İslamiyet’in bildirdiği gerçekleri görmeyip kâfir olmak demektir.)

(Zerre kadar iyilik ve kötülük eden karşılığını görecektir.)
[Zilzal 7, 8]

(Kimse kimsenin günahının cezasını çekmez.) [İsra 15]

(Allah’ın benim ibadetime ihtiyacı yoktur, benim işlediğim günahlar da Ona zarar vermez) diyen kimse, ilaç kullanmayan hastaya benzer. Doktor ona, perhiz ve ilaç tavsiye ediyor, zehirli gıdayı yasak ediyor. Hasta ise, (Perhiz yapmazsam, zehirli gıdayı yersem veya ilaç kullanmazsam, doktora hiç zararı olmaz) diyerek, perhiz yapmasa, zehirli gıdayı yese veya ilaç kullanmasa, bunların doktora zararı olmaz; ama kendine zararı olur. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için bunları tavsiye etmiştir. Doktorun tavsiyesine uyarsa şifa bulabilir, uymazsa ölüp gidebilir. İşte, (Allah’ın benim ibadetime ihtiyacı yoktur, benim işlediğim günahlar ona zarar vermez) diyerek, iman etmeyen, ibadetlerden kaçan, günahlara dalan kimse de, Cehenneme gider.

İmanlı ölen günahkârlar, er geç Cennete girer. Ancak ibadet etmeyen, günaha devam edenlerin, imanlı ölmeleri çok zordur. İbadetler imanı muhafaza eder. Günahlar imanın sönmesine yol açabilir. Bunun için, günahlardan sakınmalı ve ibadetleri bırakmamalıdır.

Sual: Bazı kimseler, "Allah’ın affı sonsuzdur, bizi de affeder" diyerek ibadet etmiyorlar. İbadet etmeyen Cehenneme gitmez mi?
CEVAP
İmanlı ölen günahkârlar, geç de olsa Cennete girer. Ancak ibadet etmeyen, günaha devam eden kimselerin imanlı ölmeleri çok zordur. İbadetler imanı muhafaza eder. Günahlar imanın sönmesine yol açabilir. Bunun için ibadetleri bırakmamalıdır.

Sual: "Allah acır, affeder" diyerek ibadet etmemek ve günah işlemek uygun mudur?
CEVAP
Şeyh Yahya Müniri hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, kerim, rahim olduğu gibi, azabı da şiddetlidir. Bu dünyada, çoklarına fakirlik ve sıkıntı veriyor. Çok kerim ve Razzak olduğu halde, çiftçilik sıkıntısı çekmeyene mahsul vermiyor. Herkesi yaşatan O olduğu halde, yiyip içmeyen kimseyi yaşatmıyor, ilaç kullanmayan hastaya şifa vermiyor.

Yaşamak ve mal sahibi olabilmek gibi dünya nimetlerinin hepsi için sebepler yaratmış, sebebine yapışmayana hiç acımayıp dünya nimetlerinden mahrum bırakmıştır. Ahiret nimetlerine kavuşmak da böyledir. Kâfirliği ve cahilliği, ruhu öldüren zehir yapmıştır. Tembellik de, ruhu hasta yapar. İlaç kullanılmazsa, ruh hastalanır, ölür. Tembelliğin ilacı da, namaz kılmaktır. Bir kimse, zehir yer ve (Allah rahimdir, rahmeti her şeyi kuşatmıştır, beni korur) derse, hastalanır, ölür. İshal olan müshil içerse, şeker hastası tatlı yerse, hastalık artar. O halde, Allahü teâlânın bildirdiği sebeplere yapışmamız gerekir.

Allah’ın azabı çok şiddetlidir

Bazı kimseler, hırsızların, hainlerin, ırz düşmanlarının, hatta gayri Müslimlerin bile affa kavuşacağını bildirip, azap âyetlerinden hiç bahsetmiyorlar. Allah’ın azabından bahsetmemek yanlıştır.

İslamiyet, ifrat ve tefritten [aşırılıklardan] uzak bir dindir. Allah’ın rahmetini de azabını da bildirmek gerekir. Çünkü Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde kendi bildiriyor. Bunu gizlemek, örtbas etmek ihanet olur. Ahirette kâfire af ve merhametin zerresi yoktur. Ebedi azap içinde kalacaklardır. Cennete girme şartı Müslüman olmaktır. Müslüman da havf ve reca arasında olmalıdır. Havf, Allah’tan korkmak, reca da Allah’ın rahmetini ümit etmek demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Havf ve reca arasındaki mümin, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.) [Tirmizi]

Hep Allah’ın azabından bahsedip insanları korkutmak doğru olmadığı gibi, hep Allah’ın rahmetinden bahsedip azabından hiç bahsetmemek de Kur’an-ı kerime aykırıdır. Mümin yaşarken havfı, ölürken recası daha fazla olmalıdır! Allahü teâlânın rahmeti çoktur. İki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ey günahta haddi aşanlar, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları affeder. O, gafururrahimdir, affı, merhameti çoktur.) [Zümer 53]

(Kötülük edip, nefsine zulmeden, mağfiret dilerse, Allah’ı gafururrahim bulur.) [Nisa 110]

İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Hak teâlâ buyurdu: Kulun günahı göklere kadar yükselse, tevbe ederse affederim.) [Tirmizi]

(Allahü teâlâ, kullarına bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha merhametlidir.)
[Buhari]

Allahü teâlânın rahmeti böyle çok olduğu gibi azabı da şiddetlidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Elbette azabım çok şiddetlidir.) [İbrahim 7]

(Allah’ın kahrı da pek şiddetlidir.)
[Nisa 84]

(Kullarıma haber ver! Gafururrahim olduğum gibi, azabım da çok şiddetlidir.) [Hicr 49-50]

(O gün gerçek hükümranlık Rahmanındır. Kâfirler için de pek çetin gündür.)
[Furkan 26]

(Allah’a ve Resulüne itaat edip Allah’tan korkup sakınanlar, kurtuluşa erenlerdir.)
[Nur 52]

(İşlediklerinin cezası olarak, artık az gülüp, çok ağlasınlar.) [Tevbe 82]

(Rablerinin huzuruna çıkacaklarından kalbleri korku ile çarpar) [Müminun 60]

Bu âyette bildirilenlerin hırsız mı, zani mi olduğu sorulunca, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bunlar, namaz, oruç ve zekat gibi ibadetlerini yerine getirdikleri halde “acaba ibadetlerimiz kabul olmadı mı” diye korkan kimselerdir.) [Tirmizi]

Kaderin suçu yok

(Benim Cehenneme gideceğim alnıma yazılmışsa, yani kaderimde varsa, günah işler, Cehenneme giderim. İbadet yapmamın ne faydası olur, suç kaderimde değil mi?) diyenler çıkıyor.

Şunu iyi bilmeli ki, Allahü teâlâ kimseye zor ile günah işletmez. İnsan, kendi isteği ile günah işlemektedir. Allahü teâlâ, her insanın Cennete veya Cehenneme gideceğini ezelde biliyordu. Bu bilgisine kader [alın yazısı] denir. Ezeldeki takdir, bir emir değil, bir ilimdir.

Allahü teâlâ, ezeli ilmi ile, kullarının kendi istekleri ile yapacakları işleri bilir. Bilmesi ise, insanların ibadet etmesine veya günah işlemesine tesir etmez.

Mesela bir öğretmenin, bir talebesinin imtihanda kazanamayacağını önceden bilmesi, o talebenin imtihanını etkilemez. Talebe imtihanı kazanamayınca, (Sen benim kazanamayacağımı imtihana girmeden önce söylüyordun) diyerek suçu öğretmene yüklemesi doğru olmaz.

Takvimlere, bir yıl içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı hesaplanarak yazılmıştır. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye mi, güneş o saatte doğup batıyor? Takvimlere yazılması, güneşin doğup batmasına hiç etki eder mi? Takvime öyle yazıldığı için güneş bu saatte battı veya doğdu denebilir mi? Suçu takvime bulmak akla uymaz. Levh-i mahfuz denilen kaderimiz, sanki takvime benzemektedir.

İşte Allahü teâlânın da ezeli ilmi ile, kulların kendi istekleri ile günah veya sevap işleyeceklerini bilmesi, kulların işlerine zorla bir müdahale değildir. Sevap da, günah da işleyen kendi arzusu ile işlemektedir. Zaten öyle olmasa idi, sevap işleyene mükafat, günah işleyene ceza verilmesi anlamsız olurdu. (İbadete lüzum yok, kaderimde ne var ise onu görürüm) diyen birine, Resulullah efendimiz, (İbadet et, herkese ezelde takdir edilmiş olanı yapmak kolay gelir) buyurdu. (Müslim)

Cennetliklerin ibadet yapması ve Cehennemliklerin isyan etmesi; genelde sağlıklı yaşaması ezelde takdir edilmiş olanın gerekli ilacı almasına; hastalanması takdir edilmiş olanın da, ilaç bulamamasına benzer. Hastalıktan ölmesi takdir edilmiş olana, ilaç almak nasip olmaz. Zengin olması takdir edilmiş olana, kazanç yolları açılır. Bunun gibi, ezelde Cennetlik olana iman ve ibadet etmesi nasip olur. Hadis-i şerifte, (Cennetlik olan, Cennete götürecek, Cehennemlik olan da, Cehenneme götürecek amel işler) buyuruldu. (Ebu Davud)

Cehennemlik kimse, (Herkesin Cennetlik veya Cehennemlik olduğu ezelde takdir edilmiş) der ve ibadet etmez. Bol mahsul alması takdir edilene ise, tarlasını sürmek, tohum ekmek nasip olur. Cennetlik olanın iman edip ibadet yapması, Cehennemliğin de, isyan edip kâfir olması böyledir.
Cennetlik ve Cehennemlik olmak, Allahü teâlânın iki hazinesi gibidir. Birinci hazinenin anahtarı, ibadet, ikincinin anahtarı, günahtır. Cennetlik olan, Allahü teâlâya itaat eder. Cehennemlik olan, hep günah işler. Herkes, Cennetlik veya Cehennemlik olduğunu, amelinden anlayabilir. Her izzet ve her nimet, Allahü teâlâya ihlas ile itaat ve ibadet etmekten hasıl olur. Her kötülük ve sıkıntı da, günah işlemekten hasıl olur. Herkese dert ve bela, günah yolundan, rahat ve huzur da, itaat yolundan gelir.

Allahü teâlânın âdeti böyledir. Bunu kimse, değiştiremez. Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi iyilik, güç ve acı gelenleri de felaket sanmamalı.

Ebüssüud
efendi buyuruyor ki:
Yapılacak her işi, Allahü teâlâ, ezelde biliyordu. Fakat, insanın iyiliği, kötülüğü, Cennetlik, Cehennemlik olacağı, son nefeste belli olur. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bir kimse, bütün ömrü boyunca Cehenneme götürecek günahlar işler. Fakat ömrünün son günlerinde, Cennete götürecek iyilikler yaparak, Cennete gider.) [Buhari]

Belli bir kâfirin ebedi kâfir kalıp kalmayacağını Allahü teâlâ bilir. Bunun muhakkak kâfir kalacağını, kimse söyleyemez. İlim, maluma tâbidir. Allahü teâlâ, olacak şeyleri, olacağı için biliyor. Kur'an-ı kerimde haber verilen şeyler de, olacakları için bildiriliyor. Bir ressamın, at resmi yapması, at o şekilde olduğu içindir. Yoksa, atın o şekilde olması, ressam öyle yaptığı için değildir. Allahü teâlânın, bazı kimselerin imana gelmeyeceklerini bilmesi ve Kur'an-ı kerimde haber vermesi, onlar, kendi arzuları ile küfür üzere kalmayı niyet edip, iman etmek istemedikleri içindir. Yoksa, bunların kâfir olması, Allahü teâlânın bunları kâfir bildiği ve haber verdiği için değildir.

İlim bulunan yerde

Ehl-i sünnet itikadını ve ilm-i halini öğrenmeyen ve çocuklarına öğretmeyenler, müslümanlıktan ayrılmak, küfür felaketine düşmek tehlikesindedir. Böyle kimselerin duaları zaten kabul olmaz ki, küfürden korunabilsinler. Hadis-i şerifte (İlim bulunan yerde müslümanlık vardır. İlim bulunmayan yerde müslümanlık kalmaz) buyuruldu.

Ölmemek için, yiyip, içmek gerektiği gibi, kâfirlere aldanmamak, dinden çıkmamak için de, dinini, imanını öğrenmek gerekir. Ecdadımız her zaman toplanırlar. İlmihal kitaplarını okurlar, dinlerini öğrenirlerdi. Ancak böyle müslüman kaldılar. İslamiyet’in zevkini aldılar. Bu saadet ışığını bizlere, doğru olarak ulaştırabildiler.

Bizim de müslüman kalmamız, yavrularımızı içimizdeki ve dışımızdaki kâfirlere kaptırmamamız için, birinci ve en lüzumlu çare, her şeyden önce Ehl-i sünnet âlimlerinin hazırladığı ilmihal kitaplarını okumak ve öğretmektir. Çocuğunun müslüman olmasını isteyen ana-baba, çocuğuna Kur'an-ı kerim öğretmelidir. Fırsat elde iken okuyalım, öğrenelim ve çocuklarımıza, sözümüzü dinleyenlere öğretelim!
Bir kimsenin iyi veya kötü olduğu yaptığı işlerden anlaşılır. Bir kimse, kötülüklerden kaçıyor, iyi işler yapıyorsa, o kişinin Cennete gitme ihtimali çoktur. Onun için iyi kimselerle beraber olmaya çalışmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, bir kula hayır murad ettiği zaman, dinini kayıran kimseler yanında çalışmayı nasip eder. Şerri murad edilen kul da, dinini kayırmayan kötülerin yanında çalışır.) [Deylemi]

Sual: Allah’ın emirleri kaç türlüdür?
CEVAP
Allahü teâlânın emirleri iki türlüdür: Emr-i tekvini ve Emr-i teklifi veya Emr-i teşrii.
Emr-i tekvini, yaratmasını dilediği şeylere (Ol!) demesidir. Ol deyince, hemen var olur. Hiçbir kimse, bu şeyin var olmasına mani olamaz. Her şeyin yaratılması için, belli şeyleri sebep yapmıştır. Belli maddeleri, belli maddelerin yaratılmalarına sebep yaptığı gibi, insanın maddi ve manevi gücü, çeşitli enerjiler de, birçok şeylerin yaratılmalarına sebeptirler. Bir kuluna bir şey ihsan etmek, iyilik vermek isterse o kimseyi o şeyin sebebine kavuşturur. Sebep tesir ettiği zaman, O da dilerse, (Ol!) derse, o şey var olur. O dilemezse, hiçbir şey var olmaz. Hikmetini, yaratmasını sebeplerle örtmüş, gizlemiştir. Çok kimse, yalnız sebepleri görmekte sebepler arkasındaki hikmeti, Onun yaratmasını anlayamamaktadır. Bu anlayışsızlığı da, onun felaketine sebep olmaktadır.

Emr-i teklifi,
insanlara, yapmaları veya sakınmaları için verdiği emirlerdir. Bu emirlerin yapılması, insanın iradesine, dilemesine bağlıdır. İnsanı iradesinde, dilemesinde serbest bırakmıştır. Fakat, insanın dilemiş olduğu şeyi yaratan, yine Odur. İnsan diledikten sonra, O da dilerse, yaratır. Dilemezse yaratmaz. Her şeyi yaratan, maddelere çeşitli tesirler, özellikler veren, yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Ondan başkasında üluhiyyet sıfatı bulunduğuna inanmak, başkasını Ona şerik, ortak yapmak olur. Başkasını kendisine ortak yapanı, kıyamette hiç affetmeyeceğini, Ona sonsuz ve çok acı azaplar yapacağını bildirmiştir. İnsan, Onun emrini yapmak, iyilik yapmak dileyince, O da merhamet ederek diliyor ve yaratıyor. Kendisine inanmayanlar, karşı gelenler bir kötülük yapmak isteyince O da diliyor ve yaratıyor. Kendisine inananlar, yalvaranlar, bir kötülük yapmak isteyince, O merhamet ederek dilemiyor ve yaratmıyor. Bunun için düşmanlarının her istedikleri hasıl olduğundan daha da azıp kuduruyorlar.

Şunlara şaşılır

Hazret-i Ebu Zer, (Ya Resulallah, Musa aleyhisselama inen kitapta neler vardı?) diye sorunca, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(İbret verici bilgiler var idi. Mesela biri şöyle: Şunlara şaşılır:
1- Ölümün geleceğine inanıp da [vurdumduymaz görünene, hiç ölmeyecekmiş gibi] sevinene,
2- Cehenneme inanıp da gülüp oynayana,
3- Kadere inanıp da [hadiseleri değiştirecekmiş gibi] telaşlanana,
4- Fani dünyanın kararsızlığını, vefasızlığını görüp de, ona bel bağlayana,
5- Kıyamete, hesaba inanıp da hayırlı işler yapmayana şaşılır.)
[Beyheki]

Hazret-i Âdem’in öğüdü

Sual: Âdem aleyhisselamın oğullarına öğüdü varmış. Bunlar ne idi?
CEVAP
Âdem aleyhisselamın, oğlu Hazret-i Şit’e vasiyeti söyle idi:
1- Çocuklarına söyle, tamahkâr olmasınlar, dünyaya bel bağlamasınlar. Ben dünyaya değil, Cennete bağlandım. Fakat Allahü teâlâ beni oradan çıkardı.

2-
Çocukların, hanımlarının heva ve heveslerine uymasınlar. Ben annenizin sözüne uyup yasak meyveden yedim. Sonra pişman oldum.

3-
Çocukların, yapacakları işlerin neticesine baksınlar. Ben yaptığım işin akıbetine bakmadığım için, malum musibete uğradım.

4-
Çocuklarına söyle, kalblerine korku veren şeyi terk etsinler, şüpheli şeylerden kaçınsınlar. Ben yasak edilen meyveyi yerken kalbime korku düşmüştü.

5-
Çocukların, işlerini istişare ile yapsın. Eğer ben, yasak meyve konusunda meleklerle istişare etseydim, musibete maruz kalmazdım.

Sual: Bir kimse, yaptığı ibadetlere güvense, mahzuru olur mu?
CEVAP
Bir kimsenin ameli, yani ibadeti ne kadar çok olursa olsun, ameline güvenmemeli, Allahü teâlânın ihsanını istemelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hiçbir kişiyi ameli Cennete koyamaz.) [Buhari]

(Bir kimse, doğduğundan itibaren ölene kadar yere kapanıp Allah’a ibadet etse, kıyamette yine zelil olur.)
[İ.Ahmed]

(Kıyamette üç kitab çıkartılır. Birinde o kimsenin güzel amelleri, diğerinde günahları, üçüncüsünde de Allah’ın verdiği nimetler yazılıdır. Hak teâlâ ona verdiği her nimeti sorar ve: "Ey nimet, değer ölçün kadar bu adamın güzel amellerinden al", buyurur. Nimet, kendi değeri kadar ameli almaya çalışır, fakat yetmez. Hak teâlâya der ki: "Bu adamın iyi amellerinden hakkımı alamadım." Geriye o adam, suçları ve aldığı nimetlerle kalır, güzel amelleri tükenmiş olur. Hak teâlâ bu kula ihsan ederse ona, "Ey kulum, senin iyi amellerini kat kat artırdım, suçlarını da affettim, nimetlerimi de sana bağışladım" buyurur.) [Bezzar]

Sual: Dedikoduya sebep olmamak için, kötülerden ibadeti gizlemek gerekir mi?
CEVAP
Fitneye, dedikoduya sebep olmamak için, kötü kimselerden ibadetini gizlemek iyi olur. Böyle kimselerin yanında açıktan ibadet yapmak emr-i maruf olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir zaman gelir ki, şimdi aranızda münafıkların gizlendiği [ibadet yapar göründüğü] gibi, o zaman da müminler gizlenir. [İbadetleri gizli yapar.]) [İbni Sünni]

Sual: Allahü teâlânın, bir kulundan razı olmasının alameti nedir?
CEVAP
Muhammed bin Alyan hazretleri buyurdu ki:
(Allahü teâlânın, bir kulundan razı olmasının alameti, ibadet yapmaktan lezzet alması ve günahlardan sakınmasıdır.)
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Günahtan nefret eden ve ibadetten lezzet alan, hakiki mümindir.) [Taberani]

Sual: Cennet sevgisi veya Cehennem korkusu ile ibadet etmek uygun mudur?
CEVAP
Allahü teâlânın ibadet edilmeye layık tek ilah olduğu düşünülmelidir. Allahü teâlâ, Davud aleyhisselama vahyederek, sırf Cennet sevgisi veya Cehennem korkusu ile ibadet etmenin uygun olmadığını bildirip, (Eğer Cenneti ve ateşi yaratmasaydım, itaat edilmeye layık olmaz mıydım?) buyurmuştur. (Uhud-ül-kübrâ)

Sual: Her işte Allah rızasını düşünmek gerekir mi?
CEVAP
Müslümanın her işi, her hareketi her düşüncesi Allah rızası için olmalıdır! Her işte Allah rızası esas alınırsa, Allahü teâlâ o kimseyi sever. Sevdiğini de bol bol mükâfatlandırır. Hadis-i kudside buyuruldu ki:
(Benim için toplanan, benim için malını bol bol sarf eden ve benim için buluşan kimselere muhabbetim vacib oldu.)
[Taberani]

İbadet yerine para

Sual: (Namaz, oruç gibi bazı ibadetleri yapmayıp yerine fakire para verilmesi, mesela kurban kesmeyip yerine depremzedelere yardım yapılması daha uygun olur) diyenler çıkıyor. Parası olanlar ibadet etmeyip parayla işini yürütür, fakirin hâli ne olacak?
CEVAP
İbadet yerine para vermek, dini içten yıkmak isteyen reformcuların görüşüdür. Bin koçun parası bir fakire verilse, vacib bir kurbanın sevabına kavuşulamadığı gibi, borçtan kurtulamayız; üstelik dinimizin emrini beğenmeyip değiştirdiğimiz için suçlu duruma da düşeriz. Aklımıza uygun gelmese de, dinimizin emrine uymamız gerekir.

 

 

İbadet yapmaktan maksat, nefsi terbiye etmek ve kalbi Allaha bağlamak içindir

Sual:
İbadetten maksat nedir? Nefsimiz ibadet yapmak istemiyor. Severek, neşe ile nasıl ibadet edebiliriz?
CEVAP
Niyet ederek İslamiyete uymağa (İbadet) etmek denir. Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına (Ahkâm-ı islâmiyye) ve (Ahkâm-ı ilâhiyye) denir. Emredilenlere (Farz), yasak edilenlere (Haram) denir. Hadîs-i şerifte, (İbadetleri takat getireceğiniz kadar yapınız. Neşe ile yapılan ibadetin kıymeti çok olur) buyuruldu. Beden istirahat edince, ibadetler zevk ile yapılır. Beden ve zihin yorgun iken yapılan işten usanç hâsıl olur. Yorgunluğu gidermek için, ara sıra mubah olan şeylerle, bedene neşe getirmelidir. İmâm-ı Gazâlî “rahime-hullahü teâlâ” buyuruyor ki, (Çok ibadet yapınca, beden yorulur. Hareket etmek istemez. Bu zaman uyumakla veya salihlerin hayat hikâyelerini okumakla yahut mubah olan eğlencelerle bedeni neşelendirmeli. Böyle yapmak, usanarak ibadet yapmaktan efdaldir.) İbadet yapmaktan maksat, hem mücahede yaparak, nefsi terbiye etmek, hem de, kalbe ferahlık getirmek, kalbi Allaha bağlamak içindir. (Namaz, insanı kötü ve çirkin işler yapmaktan korur) buyuruldu. Severek, neşe ile kılınan namaz böyle olur. Bu neşeyi hâsıl etmek için, nefsin mubahlardaki arzularını, ihtiyaç olduğu kadar, yerine getirmek lâzım olur. Böyle yapmak, İslamiyete uymak olur. İbadetlere sebep olan mubahlar da ibadet olur. (Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır) hadîs-i şerifi, bu sözümüzün şâhididir. Uyuklayarak, teravih namazı kılmak mekruhtur. Uykulu hâl gidince, neşe ile kılmalıdır. Uyuklayarak kılınan namazda gevşeklik ve gaflet olur.

Yukarıdaki yazıları yanlış anlamamalıdır. Yorgunluk ve usanç hâsıl olduğu zaman ibadet tehir edilir, terk edilmez. Farzları özürsüz terk etmek büyük günahtır. Kaza etmek farz olur. Vacipleri de kaza etmek vacib olur. Sünnetleri terk eden, bunların sevabından mahrum kalır. Özürsüz terk etmeği âdet ederse, bu sünnetlere mahsus olan şefaatten mahrum kalır. Yorgun, hâlsiz, neşesiz olmak, farzları vaktinden sonraya bırakmak için özür olmaz. Vaktinden sonraya bırakmak günahından ve azabından insan kurtulamaz. Ahkâm-ı islâmiyyeye, yani farzlara ve haramlara ehemmiyet vermemenin küfür olduğu akaid kitaplarında bildirilmiştir. İslâm düşmanları bu noktadan da gençleri aldatmağa, İslamiyeti içerden yıkmağa çalışıyorlar. Bunlara aldanmamak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları fıkıh ve ilmihâl kitaplarını okuyup, farzları, haramları iyi öğrenmekten başka çare yoktur.] (İslâm Ahlâkı s. 30-33)

 

Top
Sitemizdeki bilgilerden, Orijinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.