logo
Ana Sayfa
KIBLE
365 GÜN DUA
ABDEST VE TEYEMMÜM
AHLAK BİLGİLERİ
ALIŞ VERİŞ BİLGİLERİ
ALLAHÜ TEALA
Allah bes,bâki heves
Allah demekte ölçü
Allah güzeli sever
Allah intikam alır
Allah ismi
Allah korkusu
Allah sevgisi nedir?
Allah unutmaz
Allah var demek
Allah'a iman nedir?
Allah'a nur demek
Allah'a yaklaşmak
Allah'ı düşünmek
Allah'ı kim yarattı
Allah'ı sorgulamak
Allah'ı unutmamak
Allah'ın azabı
Allah'ın birliği
Allah'ın dua etmesi
Allah'ın gayreti
Allah'ın halifeleri
Allah'ın huzurunda
Allah'ın rızası
Allah'ın varlığı
Allahü teâlâyı anmak
Biz veya O demesi
Dünyada da ceza
El-Azîz ismi
El-Kuddüs ismi
El-Melik ismi
El-Mü'min ismi
El-Müheymin ismi
Erkek şahıs zamiri
Es-Selâm ismi
Esmâ-ül hüsna
Ganî kelimesi
Gayret-i ilahiyye
Gözyaşı rahmettir
İşitmesi ve görmesi
Kâfir ülkede doğan
Kim Allah içinse
Laiklerin tanrısı
Mekândan münezzehtir
Mekr-i ilahi nedir?
Rahman ve Rahîm
Rahmeti ve gazabı
Sevgide gevşeklik
Sıfatları
Sorgusuz ceza
'Tanrı' demek
Tefekkür ne demektir
Tefviz şiiri
Üniversiteliye cevap
+Allah'ın yaratması
ANA - BABA HAKKI
BOZUK FIRKALAR
BÜYÜ-SİHİR-HURAFELER
CENNET VE CEHENNEM
CİHAD
ÇEŞİTLİ KONULAR
DEVİR VE İSKAT
DİNİMİZ-BATIL DİNLER
DOĞRU İMAN BİLGİLERİ
ESHAB-I KİRAM
EVLİLİK VE AİLE
EVLİYAYI TANIMAK
FAİZ
FİTNE VE GIYBET
FİTRE-UŞUR-ZEKAT
GÖRGÜ KURALLARI
GUSÜL
HAC VE UMRE
HAYZ VE NİFAS
İDARECİLİK BİLGİLERİ
KUR'AN ÖĞRETMENİ
KUR'AN-I KERİM
KURBAN-ADAK
MEZHEPLER DOSYASI
MİRAS-FERAİZ VE BORÇ
MUCİZE-KERAMET-SİHİR
MÜBAREK GÜNLER
MÜZİK VE TEGANNİ
NAMAZ
NELERİ YİYEBİLİRİZ
NİKAH-TALAK-MEHR
ORUÇ
OSMANLI SULTANLARI
PEYGAMBER EFENDİMİZ
SAĞLIK BİLGİLERİ
SIRAT KÖPRÜSÜ
SÜNNET VE BİD'AT
ŞAFİİ İLMİHALİ
TESETTÜR
UYDURMA HADİS OLURMU
YEMİN VE KEFARETİ


Ziyaretçi Sayısı
Loading
 
Allah mekândan münezzehtir

Sual: Hıristiyanlar da Vehhabiler gibi tanrı gökte diyorlar. Bu inanç İncillerde var mıdır?
CEVAP
Hazret-i İsa’nın, göğe çıkıp, Allah’ın sağına oturduğu ve Allahü teâlânın gökte olduğu inancı Hıristiyanlığa sonradan sokulmuştur. Hıristiyan İngilizler tarafından kurulan Vehhabi inanışına göre de tanrı gökte, Hazret-i Muhammed de sağ tarafında oturmaktadır. Kitabül-Arş isimli Vehhabi kitabında, “Allah Arş’ın üzerinde oturur, yanında Resulullaha da yer bırakır” deniyor. Hıristiyanlıkla Vehhabiliğin bu konuda da birbirine benzemesi tesadüf değildir. Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsi “Allah mekândan münezzeh” buyuruyor.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, zamanlı, mekânlı, cihetli değildir. Bir yerde, bir tarafta değildir. Zamanları, yerleri, yönleri O yaratmıştır. Cahiller, Onu Arş’ın üstünde veya yukarıda gökte sanır. Arşı da, yukarısını da, aşağısını da O yaratmıştır. Sonradan yaratılan bir şey, kadim [ezeli] olana yer olamaz. Allah, madde, cisim ve hâl değildir. Benzeri, ortağı, zıddı yoktur. Bildiğimiz, düşünebileceğimiz şeyler gibi değildir. Nasıl olduğu anlaşılamaz, düşünülemez. Hatıra gelen her şey yanlıştır. O kâinatın ne içinde, ne de dışındadır. İçinde, dışında olmak, var olan iki şey arasında düşünülür. Halbuki kâinat, hayal mertebesinde yaratılmıştır. Hayal mertebesindeki âlemin devamlı var görünmesi, Allah’ın kudreti ile oluyor. (2/67)

Bir filmdeki cansız resimler, aynen canlı gibi hareket etmektedir. Bir kimse hayal kursa, hayalinde çeşitli işler yapsa, (Bu kimse, hayalinin içindedir, dışındadır) denemez. Çünkü hayal gerçek değildir. Rüya da hayale benzer. Rüya gören kimse, rüyasının ne sağındadır, ne solundadır. Rüyasında gözsüz görür, kulaksız işitir, dilsiz konuşur, yer, içer, hatta rüyasında rüya bile görür. Allahü teâlânın kudreti ile hep devam etse, insan rüyayı gerçek bilir, rüyadan başka hayat yok zanneder. Bu dünya hayatı da bir rüyadan ibarettir. Demek ki; kâinat hayal mertebesinde yaratıldığı için bize var gibi görünmektedir. Ezeli ve ebedi var olan yalnız Allahü teâlâdır. O halde, Allah, hayal olan bu kâinatın içinde, dışında denemez. (Mektubat-ı Rabbani, Sefer-i Ahiret Risalesi)

Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
Allah, yukarıda, aşağıda, yanda değildir. Her varlık, Arş’ın altındadır. Arş ise, Onun kudreti, kuvveti altındadır. O, Arş’ın üstündedir. Fakat bu, Arş Onu taşıyor demek değildir. Arş, Onun lütfu ve kudreti ile vardır. O, ezelde, sonsuz öncelerde nasıl ise, şimdi hep öyledir. Arş’ı yaratmadan önce nasıl idi ise, ebedi sonsuz geleceklerde de, hep öyledir. Onda değişiklik olmaz.

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, mekândan münezzehtir. Ehl-i bâtıl, istiva, vech, yed gibi kelimeleri tevil etmedikleri için sapıtmışlardır. Allah’ın, Arşı istiva etmesi, Arşı hükmü altına alması demektir. (Hükümdar, Irak’ı kansız olarak istiva etti” demek, (Irak’ı kansız olarak ele geçirdi) demektir. Bu sapıklıklarına da (Selefin yolu) diyerek selef-i salihine, [Eshaba ve Tabiine] iftira ediyorlar. Yedullahtaki yed kelimesini el gibi düşünmemeli. Mesela, (Falanca şehir, filanca valinin elinde) denilince, o şehrin valinin elinin içinde değil, onun idaresi altında olduğu anlaşılır. İstiva, vech gibi kelimeler böyle tevil edilir. (İlcam-ül-avam)

Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, zamanlı ve mekânlı olmadığı için, hazır ve nazırdır sözü mecazdır. Yani zamansız ve mekânsız [hiçbir yerde olmayarak] hazırdır [bulunur] ve nazırdır [görür] demektir. Allahü teâlânın bütün sıfatları zamansız ve mekânsız olduğu gibi, hazır ve nazır olması da, zaman ile ve mekân ile değildir. (S. Ebediyye)

Allah her yerde denmez

Sual: Allah mekândan münezzeh olduğuna göre, (O her yerdedir) demek caiz olur mu?
CEVAP
Her yerde demek de, mekân tayin etmek olur. Bütün mekânları yani her yeri yaratan, Allahü teâlâdır. Yaratılan, yaratana mekân olamaz. Bunun için, her yerde değil, (Mekândan münezzehtir) demelidir. Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
(Allah her yerde hazır ve nazırdır) denirse, bunu mecaz olarak anlamak gerekir. Yani zamansız ve mekânsız, hiçbir yerde olmayarak hazır ve nazır demektir. Böyle olmazsa, Allahü teâlâyı zamanlı ve mekânlı bilmek olur ki, bu da caiz olmaz.

Görüldüğü gibi, (Her yerde hazır ve nazır) sözünü bile mecaz olarak anlamak gerekiyor. (Allah her yerdedir) demekse, caiz olmaz.

Arşullah = Allah’ın Arşı

Sual: Bir kitapta okudum. (Şunlar Allahü teâlânın Arşında gölgelenir) deniyor. Buradan başka Arşların da olacağı anlamı çıkar mı?
CEVAP
Çıkmaz. Mesela (Allahü teâlâ, Salih Müslümanları Cennetine koyar, kâfirleri de Cehennemine koyar) dense, başka Cennet ve Cehennem olduğu anlaşılmaz. Yerler gökler, yıldızlar hepsi Allah'ındır. Arş’a, Arşullah = Allah’ın Arşı denmesi Arş'ın değerinin yüceliğini göstermektedir. Kur'an-ı kerimde Mekke'nin Rabbi diye geçer. Allahü teâlânın âlemlerin, herkesin rabbi olduğu bildirildiği halde, Rabbike [Senin Rabbin] ifadesi vardır. Senin Rabbin demek, âlemlerin Rabbinden ayrı değildir. Senin Rabbin ile Mekke’nin Rabbi ifadesindeki Rab, farklı değildir. Farklı olmadığı halde niçin ayrı ifade kullanılmıştır? Allahü teâlâ mekândan münezzehtir. Kâbe, kıymetli, şerefli yer olduğu için Beytullah, yani Allah’ın evi denmiştir. Arş da çok kıymetli, şerefli olduğu için Arş’ın Rabbi denmiştir. Allahü teâlâ, Mekke-i mükerremeyi emniyetli kıldı. Orada kan dökülmez. Av hayvanları avlanmaz ve yaş bitkiler koparılmaz. Bunun için bu şerefli beldeden bahsederken, Mekke’nin Rabbi denmiştir.

Arşa hakaret

Sual: Konuşurken heyecandan veya artistlerin rol icabı ağladığı gibi ağlayan bir hoca, bir duanın bir tesbihin önemini anlatırken (Bu tesbihi okuyunca Arş-ı âlânın beli çatırdar) diyor. Allahü teâlâ, Arşı övüyor. Bu hocanın böyle söylemesi caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir.

Arşullah

Sual: Allah’ın Arş’a istiva etmesi, Allah’ın Arş’ı hâkimiyetine almasıdır deniyor. Zaten bütün mahlûkat Allah’ın hâkimiyeti altında değil mi? O zaman Arş niye özellikle belirtiliyor?
CEVAP
Allahü teâlâya göre, elbette Arş da diğer mahlûklar gibidir. Hepsini yaratan Allah’tır; fakat Arş, farklı özelliklere sahip olup yaratılmışların en büyüğüdür. Bunun için, Arş’a hâkimiyet bildirilmiştir. Allahü teâlânın âlemlerin, herkesin Rabbi olduğu bildirildiği halde, Kur’an-ı kerimde, Mekke’nin Rabbi buyurulmaktadır. Yine Peygamber efendimize hitaben, Rabbike [Senin Rabbin] ifadesi vardır. Senin Rabbin demek, âlemlerin Rabbinden ayrı değildir. Senin Rabbin ile Mekke’nin Rabbi ifadesindeki Rab, farklı değildir. Farklı olmadığı halde, Resulullahın ve Mekke’nin önemini belirtmek için ayrı ifade kullanılmıştır. Allahü teâlâ mekândan münezzehtir. Kâbe, kıymetli, şerefli yer olduğu için Beytullah, yani Allah’ın evi denmiştir. Arş da çok kıymetli, şerefli olduğu için Arş’ın Rabbi denmiştir, Arş’a istiva etti denmiş, yani Arş’ı hâkimiyeti altına aldı denmiştir. Bunun gibi İstanbul valisi denince, Fatih’e, Beşiktaş’a Üsküdar’a karışmaz anlamı çıkmaz. En büyük olan İstanbul söylenince, ilçelerin de valinin hâkimiyetinde olduğu zaten anlaşılır.

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Arş, mahlûkların en şereflisidir. Her şeyden daha saf ve daha nurludur. Bunun için, ayna gibidir. Allahü teâlânın büyüklüğü orada görünür. Bunun içindir ki ona, Arşullah denir. Yoksa Allahü teâlâya göre, Arş da diğer eşya gibidir. Hepsi, Onun mahlûkudur. Yalnız Arş, ayna gibidir. Diğer eşyada bu kabiliyet yoktur. Aynada görünen bir insana, aynanın içindedir denilir mi? O insanın aynaya olan nispeti, karşısında bulunan diğer eşyaya olan nispeti gibidir. İnsanın, hepsine olan münasebeti aynıdır. Yalnız, ayna ile diğer eşya arasında fark vardır. Ayna, insanın suretini gösterebiliyor, diğer eşya ise göstermiyor. (2/67)

Allah'a yakın olmak

Sual:Allah, mekândan münezzeh olduğuna göre, (Allah'a yakın olmak) tâbiri yanlış değil midir? Allah'a yakın olma durumu varsa, ne yapılırsa Allah'a yakınlaşmış oluruz?
CEVAP
Bir kelimenin birkaç manası olabilir. Deyimdeki mâna farklı olur. Yakın kelimesi, sadece mesafe anlamında değildir. Aralarında sıkı ilgi bulunanlar için de kullanılır. Mesela yakın akraba, yakın dost, yakın arkadaş denir. Kardeş, amca, dayı, hala, teyze, yeğen yakın akrabadır. Kuzenler uzak akrabadır.

Bir kimse, Allah'a ne kadar yakın olursa, yani ona olan bağlılığı ne kadar çoksa, Allah da ona yakın olmuş olur. Allah’a yaklaşmak, Allah'ın sevgisine, rızasına kavuşmak demektir. Allah’ın sevgisine kavuşan, ona yaklaşmış olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, “Bana bir karış yaklaşana, ben bir arşın yaklaşırım” buyuruyor.) [Buhari]

İnsan, Allahü teâlâya, namazdayken çok yakın olur. Namazda ise, en yakın olduğu yer secdedir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Alak sûresinin, (Secde et, Rabbine yaklaş!) mealindeki son âyetiyle, (Kulun, Rabbine en yakın olduğu zaman, namazdaki zamanıdır) hadis-i şerifi, gösteriyor ki, Allah'a en yakın olunan zaman namazda olur. (1/285)

Müslim
’deki, (Kulun, Allah’a en yakın olduğu an, secdede olduğu zamandır) hadis-i şerifi de gösteriyor ki, namazdayken insan, Allahü teâlâya yakın olduğu gibi, secdede ise daha yakın oluyor. Onun için büyük zatlar, secdedeki yakınlığı uzatmak için secde tesbihlerini 5, 7, 9, 11 kere söylerler.

Şeytan secdede iken vesvese veremez. Şeytan, secde eden Müslümanı görünce beli kırılır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(İnsan secde edince, şeytan, “Bana yazıklar olsun, insan secde etti, cennetlik oldu, ben secde etmedim, cehennemlik oldum” diye hayıflanır.) [Müslim]

Şeytanı rezil etmek ve Allahü teâlâya yakın olmak için namaz kılıp secdeleri uzatmaya çalışmalıdır.

Allah her yerde demek

Sual: Allah mekândan münezzeh olduğu için, (Allah her yerdedir) demek küfür olurken, niye (Allah her yerde hazır ve nazırdır) denince küfür olmuyor?
CEVAP
(Her yerde) demekle, mekân tayin edilmiş oluyor. (Allah her yerde hazır ve nazırdır) demek farklıdır. İkisi bir kullanılınca, (Zamansız ve mekânsız, hiçbir yerde olmayarak hazır ve nazır) demektir. Hazır ve nazır demek, (Her yerde her şeyi bilir, görür) demektir. Hâşâ (Mekânı oralardır) demek değildir. (Eşedd-ül-cihad)

Ama (Allah her yerdedir) denince, açıkça mekân bildirilmiş oluyor. Burada artık mecaza yer kalmıyor.

Uçaktaki tartışma

Sual: Bir haber şöyledir:
(Uçakta bir erkek yolcu, hostese “Gökteyiz, Allah’a daha yakınız, alkol yüzünden uçağı düşüreceksiniz” dedi. Hostes de yolcuya, “Allah, gökte değil, her yerdedir” diye cevap verdi.)
Yolcuyla hostesin sözleri dine uygun mudur?

CEVAP
İkisi de yanlış, ikisi de Allah'a mekân tayin etmektedir. Gökte demek de, her yerde demek de küfürdür. (Allahü teâlâ, mekândan münezzehtir) demelidir. Yerleri gökleri hep O yaratmıştır.

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ noksan sıfatlardan beridir. Zamanlı, mekânlı ve cihetli değildir. Zamanları, yerleri, cihetleri O yaratmıştır. Cahiller, Onu, Arşın üstünde sanır, yukarıda bilir. Arş da, diğer eşya gibidir, Onun mahlûkudur, sonradan yaratmıştır. Sonradan yaratılan bir şey, ezelden beri hep var olana, yer olabilir mi? (2/67)

Vehhâbîler gibi Allah'ı gökte bilen yolcu, alkol servisi yapan ve (Allah her yerde) diyen hostese göre daha zararlıdır. Yolcu, (Allah gökte olduğu için alkolü görür, bize günah olur) diyerek hâşâ yerde işlenen günahları sanki göremeyeceğini îmâ ederken, hostesin (Allah her yerdedir) demesi küfür ise de, (Nerede olursak olalım, Allah bizi görür, yerde veya gökte günah işlemek fark etmez) diyerek yaptığı günahı mazur göstermeye çalışıyor.

Bu olay da, Vehhâbîlerin halkımızın itikadını ne kadar çok bozduğunu göstermektedir.

Allah gökte denmez

Sual: Selefî’yim diyen biri, (En’am sûresinde, “Hüvallahü, fissemâvâti ve fil ardı” âyeti, Allah'ın gökte olduğunun açık delilidir. Bu âyette, “Allah göklerde ve yerdedir” deniyor. Arş’ta olduğuna dair de âyet vardır. Bu konuda hadisler de var. Bir cariye Allah'ın gökte olduğunu söylediği zaman, Peygamberimiz cariyenin dediğini kabul ediyor. Başka bir hadiste de, “Allah, seher vakti gök semasına iner” deniyor. Âyet ve hadisler gösteriyor ki, Allah göklerdedir, yere de indiği oluyor) diyor. Allah mekândan münezzeh değil midir?
CEVAP

Selefî’yim diyenler Vehhâbîdir. Allahü teâlâ, elbette mekândan münezzehtir. Yerleri gökleri yani kâinatı yaratmadan önce de, Allahü teâlâ vardı. Mekân tayin etmek, iner, çıkar, gezer demek mahlûklara benzetmek olur. Bid’at ehlinin Kur’an-ı kerimi anlayamayacağını İmam-ı Gazâlî hazretleri bildiriyor. Vehhâbîler, bid’at ehlinin en zararlılarından biridir. Kur’an-ı kerimi anlayamazlar.

Vehhâbîler, deyimi ve mecaz ifadeleri bilmedikleri için böyle büyük yanlışlıklara düşüyorlar. Kur’an-ı kerimde (Karyeye sor!) deniyor. Yani, (Köydeki, şehirdeki insanlara sor!) demektir. Köyün kendisine sorulmaz ki. Türkçede de (Soba yanıyor) demek sobanın kendisi değil, içindeki odun kömür yanıyor demektir. Bunları bilmeyen de, hâşâ Allah'ı yerde, gökte ve Arş’ta zanneder.

Biri bize, (Falanca benim gözümden düştü) dese, biz gözden düşme deyiminin anlamını bildiğimiz için, o kişinin bunun yanında itibarının kalmadığını anlarız, ama bu deyimi bilmeyen biri, demek ki, o fiziksel olarak gözünden aşağı düştü zanneder. Vehhâbîler de, bunları bilmediği için Allah göklerde zannediyor. (O Allah, göklerde ve yerdedir) âyet-i kerimesini müfessirler, (Göklerde ve yerde ibadete lâyık yalnız O Allah’tır) şeklinde açıklıyorlar.

Cariye, (Hüvallahü, fissemâvâti) diyor. Bunu (Allah göktedir) diye kelime kelime tercüme etmek elbette yanlış olur. Cariye, (Göklerin sahibi, ibadete layık yalnız Allah vardır) anlamında söylüyor. Cariye âyet-i kerimeye uygun söylediği için Peygamber efendimiz tasdik ediyor. Cariye, (Köye sorun!) deseydi, onu da tasdik ederdi. Çünkü köyden maksadın köy halkı olduğunu onlar biliyordu. (Semada) demek de onlara yetiyordu.

Allah'a el açmak

Sual: Bir ilahide, (Allah'a el aç!) deniyor. Böyle demek Allah'a mekân isnat etmek olmaz mı?
CEVAP
Hayır, öyle söylemenin mahzuru olmaz. (El açmak) bir deyimdir. Allah'a veya insanlara el açmak şeklinde kullanılabilir.

(Kimseye el açmam) demek, bizzat elini açmak değildir. (Kimseden bir şey istemem) demektir.

Birinden bir şey istesek, (Falancaya el açmak zorunda kaldım) denir. Hâlbuki elini açmadı, diliyle istedi.

Dua etmek, (Allah'a el açmak) demektir. (Allah'a elini aç) demek, (Allah’a dua et!) demektir.

“Allah, her yerde” denmez

Sual: (Allah, her yerde olduğu hâlde, neden kıbleye dönüyoruz?) sualine, etkili ve yetkili biri, sadece (Her şeyin hikmetini bilemeyiz) diye cevap vermiş. Sorulan sualin yanlışlığına niye dikkati çekmemiş? Hâşâ Allah, her yerde denir mi?
CEVAP
“Her yerde” demek de mekân tâyin etmek olur. Allah, mekândan münezzehtir. Ne gökte, ne Arş’tadır. Selefî Musab gibi, (Allah, bu âlemin dışındadır) demek de yanlıştır. Öyle demekle de, bir mekân söylenmiş olur. Mekânı olmak bir şeye muhtaç olmak demektir. O Samed’dir yani hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi, her şey Ona muhtaçtır. İmam-ı Rabbânî hazretleri, ikinci cildin 67. mektubunda, (Allahü teâlâ, bu âlemin içinde de, dışında da değildir) buyuruyor. Âlemin içinde veya dışında olmak, bir yerlere muhtaç olmak demektir. Allahü teâlâ, hiçbir şeye muhtaç değildir. Hayâl edilen her şey mahlûktur ve O değildir. İki âyet-i kerime meali:
(Onun benzeri hiçbir şey yoktur, O hiçbir şeye benzemez.) [Şura 11]

(Allah, onların söyledikleri şeylerden münezzehtir.) [İsra 43]

Etkili ve yetkili kişiye sorulan sualin cevabı ise şöyledir:
Arşullah, Kâbetullah, Beytullah ifadeleri, Arş’a, Kâbe'ye, o Beyt’e verilen değerden dolayıdır. Allahü teâlânın yanında kıymeti olduğu için öyle denmiştir. Allahü teâlânın, Kâbe istikametinde kendisine secde edilmesini emretmesi, Kâbe'nin değerinin büyüklüğünü göstermektedir.

Allahü teâlâ, zamanlı ve mekanlı değildir

Sual:
Allahü teâlâ hazırdır ve nâzırdır demek, Allahü teâlâyı zamanlı ve mekanlı bilmek olmaz mı?
CEVAP
Allahü teâlâ hazırdır ve nâzırdır. Böyle olduğunu bildirmek için, Allahü teâlâ, her zamanda ve her yerde hazır ve nâzırdır derler. Hâlbuki, Allahü teâlâ, zamanlı değildir ve mekanlı değildir. O hâlde, bu söz, görünüş üzere kalmaz, mecaz olur. Yani zamansız ve mekansız, yani hiçbir yerde olmayarak, hazırdır [yani bulunur] ve nâzırdır [yani görür] demektir. Böyle olmazsa, Allahü teâlâyı zamanlı ve mekanlı bilmek olur.


Allahü teâlâ, hayy, alîm, kadîr ve mütekellim olarak ve sonsuz zamanlarda, hep hazır ve nâzırdır. Hayat, ilim, kudret ve kelâm sıfatları zamansız ve mekansız olduğu gibi, hazır ve nâzır olması da, zaman ile ve mekan ile değildir. Allahü teâlânın sıfatlarının hepsi böyledir. Böylece, hiçbir şey, Onun gibi değildir. Allahü teâlânın sıfatları, hep vardır. Önleri ve sonları, yokluk değildir. Meselâ, hazırdır ve bu hazır olmaktan önce, gaip değil idi. Bundan sonra, bir hayatsızlık, yani ölüm, cahillik olmayacağı gibi, gaip olmak da, olmaz. Çünkü sıfatları da, kendi gibi ezelî ve ebedîdir. Yani, hep vardır. Hiçbir kimsenin sıfatları, Onun sıfatlarına benzemez. (Tam İlmihal s. 743)

 

 

Top
Sitemizdeki bilgilerden, Orijinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.