logo
Ana Sayfa
KIBLE
365 GÜN DUA
ABDEST VE TEYEMMÜM
AHLAK BİLGİLERİ
ALIŞ VERİŞ BİLGİLERİ
ALLAHÜ TEALA
ANA - BABA HAKKI
BOZUK FIRKALAR
BÜYÜ-SİHİR-HURAFELER
CENNET VE CEHENNEM
CİHAD
ÇEŞİTLİ KONULAR
DEVİR VE İSKAT
DİNİMİZ-BATIL DİNLER
DOĞRU İMAN BİLGİLERİ
ESHAB-I KİRAM
EVLİLİK VE AİLE
EVLİYAYI TANIMAK
FAİZ
FİTNE VE GIYBET
FİTRE-UŞUR-ZEKAT
GÖRGÜ KURALLARI
GUSÜL
HAC VE UMRE
HAYZ VE NİFAS
İDARECİLİK BİLGİLERİ
KUR'AN ÖĞRETMENİ
KUR'AN-I KERİM
KURBAN-ADAK
MEZHEPLER DOSYASI
Alimler köprüsü
Âyet-hadis çelişirse
Başka mezhebi taklit
Beşerî din küfürdür
Bir mezhebe girmek
Çeşitli sorular
Dinde bölücülük
Dini bozma gayreti
Dini yenilemek
Doğru tek değil mi?
Doğru yolun şartları
Dört mezhebe uymak
Dört mezhepte haram
Düşmanca taktikler
Ehl-i sünnet itikadı
Emirler değişir mi?
Emirlerle oynamak
Fayda ve zarar
Geriye dönük taklit
Hakkı tanımak
Harac nedir?
Her ilmin tabiri
Her kitap okunmaz
Hükümler uyuşmazsa
İhtilafta rahmet
İslamiyet'i yıkmak
İtikadda tek mezhep
İttifak ve ihtilaf
Kâfir olmak
Mâliki'de özür
Maturidilik ve akıl
Mezhebe uyulmazsa
Mezhebin lüzumu
Mezhep göl değildir
Mezhep karıştırmak
Mezhep ve rahmet
Mezhepleri kaldırmak
Mezhepsiz fikirleri
Mezhepsiz kime denir
Mezhepsiz taktikleri
Mezhepsizin teşviki
Mezhepsizlik şu’rası
Mezhepten sorulacak
Modernist İslamcılık
Müctehid taslakları
Müctehid ve müceddid
Müctehide uymak
Peygamber mezhebi mi
Peygamberin Mezhebi
Ruhsat ve faydaları
Sahabenin mezhebi
Sapık fırkalar
Sünnet Vel Cemaat
Taklid ederken
Taklid rahmettir
Taklid zarureti
Taklidin önemi
Taklitte niyet
Tefrika ve ihtilaf
Yeni yorum olur mu?
+Bazı Şahıslar
+Dinde nakil esastır
+Dindeki dört delil
+Mezhepleri taklit
MİRAS-FERAİZ VE BORÇ
MUCİZE-KERAMET-SİHİR
MÜBAREK GÜNLER
MÜZİK VE TEGANNİ
NAMAZ
NELERİ YİYEBİLİRİZ
NİKAH-TALAK-MEHR
ORUÇ
OSMANLI SULTANLARI
PEYGAMBER EFENDİMİZ
SAĞLIK BİLGİLERİ
SIRAT KÖPRÜSÜ
SÜNNET VE BİD'AT
ŞAFİİ İLMİHALİ
TESETTÜR
UYDURMA HADİS OLURMU
YEMİN VE KEFARETİ


Ziyaretçi Sayısı
Loading

Dört mezhepten birine uyulmazsa

Sual: (Mezhep imamına uymak, Allah’ı ve Resulünü bırakıp kula kul olmak demektir. Müslümanlar, müctehidleri peygamber kadar yükselttiler, Kur'andan ayrılıp, "müctehidin sözü varken Kur'anla amel edilmez" dediler. Sonra gelen âlimlere kıymet vermediler. Halbuki, sonra gelen âlimler, öncekilerden daha ileri olur. İmam Malik, bir mezhebi bilirse Abduh her mezhebi bilir!) diyen birisine nasıl cevap vermeli?
CEVAP
(Müctehidleri Peygamber kadar yükselttiler) sözünü bir müslüman söyleyemez. Çünkü bu söz, dört mezhepteki milyonlarca müslümana kâfir damgasını basmaktır. Müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Bir mezhebe tâbi olan mümini Kur'andan ayrılmakla suçlamak ise, bundan daha büyük iftiradır.
Mezhep, Kur'an ve Sünnet yolu demektir. Bir mezhep imamına uyan, Kur’an-ı kerime ve Resulullaha uyduğuna iman etmiş demektir. Hiçbir müslüman, (müctehidin sözü varken, Kur'an ile amel edilmez) demez. Bu söz, mezhepsizlerin temiz müslümanlara yaptıkları çirkin iftiralardan biridir.

Müslüman nasıl düşünür?

Bir mezhebe tâbi olan müslüman şöyle der:
(Kur’an-ı kerime uymak istiyorum. Fakat, Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden kendim hüküm çıkaramıyorum. Anladığım hükümlere güvenemem ve uymam. Mezhep imamının anlamış olduğuna güvenirim ve uyarım. [Nasıl ki dünya işlerinde işin ehline gidiyor, yani bir yerim ağrıyınca notere değil de doktora, hem de mütehassısına gidiyorsam, kendi ilacımı kendim yapmayıp, kendi kendimi ameliyat etmiyorsam, daha hassas olan din işinde de müctehid olan İslam âlimine yani mezhebimin imamına gider, ona teslim olur, dediklerine harfiyen uyar, yaparım.] Çünkü o, benden daha âlimdir. (Kendi anlayışı ile mana çıkaran kâfir olur) hadis-i şerifinden korkarım. İlimlerinin, takvalarının, sonra gelenlerden kat kat üstün olduğu, hadis-i şeriflerle bildirilmiş olan, o büyük âlimlerin bile Kitâbdan ve Sünnetten çıkardıkları hükümler birbirine benzemiyor. Hüküm çıkarmak kolay olsaydı, hep aynı şeyi anlarlardı.)

(Sonra gelen âlimler, öncekilerden daha ileri olur) sözü, fen bilgileri için doğrudur. Din bilgilerinde ise, Resulullahın, (Her asır, kendinden öncesinden daha şerdir. Kıyamete kadar hep böyle olur) hadis-i şerifine itibar edilir. Bu hadis-i şerif, fen adamlarının şahsiyetleri ve fen vasıtalarını kullanmaları bakımından da muteberdir.

Elbet bu kaide çoğunluk için muteberdir. Her asırda, bundan müstesna olanlar bulunmuştur. Mezhepsiz reformcu, fen bilgisi ile din bilgisini birbiri ile karıştırmakta, fen ile fen adamını da aynı şey sanmaktadır. Fen elbet ilerliyor. Fakat bu ilerleyiş, fen adamlarının ileri olması demek değildir. Sonra gelen fen adamları arasında öncekilerden daha geri, daha bozuk olanları az değildir.
Din imamlarımız, Kur’an-ı kerimden mana çıkarmaya kalkışmadılar. Kendilerini bundan âciz gördüler. Resulullahın Kur’an-ı kerime nasıl mana verdiğini Eshab-ı kiramdan sorup araştırdılar. Eshab-ı kiramın anladıklarını da, kendi anlayışlarına tercih ettiler. İmam-ı a'zam hazretleri, herhangi bir sahabinin sözünü kendi anladığına tercih ederdi. Resulullahtan ve Sahabeden bir haber bulamayınca, ictihad etmek zorunda kalırdı.

Böyle olduğunu vehhabiler bile bildiriyorlar. Vehhabi Feth-ul-mecid kitabı 388. sayfasında diyor ki:
(Ebu Hanife “rahimehullah” dedi ki: Kitabullaha ve Resulullahın hadisine ve Sahabenin sözlerine uygun olmayan bir sözümü bulursanız, bu sözümü bırakınız! Onları alınız!
İmam-ı Şafi’i dedi ki: Kitabımda, Resulullahın sünnetine uymayan bir şey bulursanız, benim sözümü bırakıp, Resulullahın sünnetini alınız!)

Ehl-i sünnet âlimlerinin, Kitabullaha ve hadis-i şeriflere ne kadar sıkı sarılmış olduklarını, vehhabi kitabının bu yazısı bile göstermektedir. Bunun içindir ki, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin doğru manalarını anlamak isteyenler, Ehl-i sünnet âlimlerinin kelam ve fıkıh kitaplarını okumalıdır. Kitabı ve sünneti bildiren (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitaplarından kaçanların, Haktan kaçan cahillere benzediklerini, kendi kitapları da yazmış oluyor.

Her asırda gelen İslam âlimleri, daha önce gelenlerin, büyüklükleri, üstünlükleri, vera ve takvaları karşısında titrerler, onların sözlerine senet, delil olarak sarılırlardı.

Bu din, edep dini, tevazu dinidir. Cahil cüretkâr olur, kendini âlim sanır. Âlim olan tevazu gösterir. Cehenneme gidecekleri hadis-i şerifle haber verilen 72 bid’at fırkasının reisleri de derin âlim idi. Fakat onlar, ilimlerine güvenerek, Kitâbdan, Sünnetten mana çıkarmaya kalkıştılar. Böylece, Eshab-ı kirama uymak şerefine kavuşamadılar. Onların doğru yollarından saptılar.

Dört mezhebin âlimleri, derin ilimlerini Kur’an-ı kerimden ahkam çıkarmakta kullanmadılar. Buna cesaret edemediler. Resulullahın ve Eshab-ı kiramın bildirdiklerini anlamakta kullandılar.

Allahü teâlâ, insanlara, (Kur’an-ı kerimden hüküm çıkarın) demiyor. (Resulümün ve Eshabının çıkardığı hükümlere uyun, bunları kabul edin) buyuruyor. (Resulüme itaat edin, ona tâbi olun) âyet-i kerimesi ve (Eshabımın yoluna sarılın) hadis-i şerifi, bunu açıkça bildirmektedir. Âlimler bile, Kur’an-ı kerimin manasını anlamakta güçlük çekerken, bir cahil, murad-ı ilahiyi bilmeden nasıl olur da, Allah şöyle buyuruyor, Resulullah böyle buyuruyor, diyebilir? Derse, dediği nasıl doğru olabilir? Allahü teâlâ, böyle söylemeyi yasakladı. Tefsir âlimleri ve mezhep imamları bile, bu sözü söylemeye cesaret edememiştir. Anladıklarını bildirdikten sonra, (bu benim anladığımdır, doğrusunu Allah bilir) demişlerdir. Kur’an-ı kerimin manasını Eshab-ı kiram bile anlamakta güçlük çeker, Resulullaha sorarlardı.

Abduhçu bir gence

Abduhçu bir genç, asırlardır müslümanların ve âlimlerin dört mezhepten birine uymalarına tahammül edemiyor, birkaç mezhepsizin kitabından aldığı ifadeleri kaynak gösterip bir mezhebe uymanın caiz olmadığını ispata kalkıyor. Bahsettiği kitapları kendisinin okumadığı, herhangi bir mezhepsizin kitabından aldığı pek açıktır. Çünkü İmam-ı Şarani gibi büyük bir âlimin Mizanından nakil yapıp, İmam-ı Ahmed’in müctehid bir hadis imamı olan Ebu Davud’a (Kimseyi taklit etme, dini, Resulullah ve eshabından öğren) dediğini bildiriyor. (Gördünüz mü, Şarani de 4 mezhepten birine uymayı yasaklıyor) demek istiyor.

Abduhçu gencin bilmediği iki husus var. Birincisi, her müctehid, kendi ictihadı ile hareket eder. Başka bir müctehide uyması caiz değildir. İmam-ı Şafii hazretleri, imam-ı a'zam hazretlerinin çok yüksek bir âlim olduğunu bildirdiği halde, kendi ictihadlarına uymuştur.

İkinci husus, imam-ı Şarani hazretleri, 4 mezhebin hak olduğunu, mutlaka bu 4 mezhepten birine uymak gerektiğini bildirmek için Mizan-ül-kübrayı yazmıştır. Dört mezhebin fıkıh bilgilerini anlatan Mizanın tercümesi de vardır. Zahiri ve bâtıni ilimlerin mütehassısı Abdülvehhab-ı Şarani hazretleri, hadis ve fıkıh âlimi olup Şafii mezhebindedir. Mizanın sadece önsözünü okuyup buna uyan mezhepsiz olmaktan kurtulur.

Mizanın önsözünde buyuruluyor ki:
(Dört mezhepten birini taklit etmeyen dalalete düşer, zındık olur, başkalarını da yoldan çıkarmakta şeytana yardımcı olur. Bugün var olan 4 mezhebin hepsi haktır, sahihtir. Birinin, ötekisi üzerine üstünlüğü yoktur. Çünkü, hepsi aynı din kaynağından alınmıştır.

Dört mezhebin imamları ve onları taklit eden âlimlerin hepsi, her müslümanın 4 mezhepten dilediğini taklit etmekte serbest olduğunu bildirdiler. Allahü teâlâ, amelde mezheplere ayrılmaktan razı olduğunu, Habibi vasıtası ile bildirdi. Resulü, bu ayrılığın rahmet olduğunu bildirdi. Müctehid olmayanın, bir mezhebe uyması gerekir. Bir âlim, ictihad derecesine yükselince, kendi ictihadına uyması gerekir. İmam-ı Ahmed’in, (İlminizi imamlarınızın aldıkları kaynaktan alın, taklitçilikte kalmayın) sözü bunu göstermektedir.

Resulullah efendimiz Kur’an-ı kerimde kısa ve kapalı olarak bildirilenleri açıklamasaydı, Kur’an-ı kerim kapalı kalırdı. Resulullahın vârisleri olan mezhep imamlarımız, hadis-i şeriflerde mücmel olarak bildirilenleri açıklamasalardı, sünnet-i nebeviyye kapalı kalırdı. Böylece, her asırda gelen âlimler, Resulullaha uyarak, mücmel olanı açıklamışlardır. Nahl suresinin 44. âyetinde, (İnsanlara indirdiğimi onlara beyan eyle) buyuruldu. Beyan etmek, açıklamak demektir. Âlimler de açıklayabilselerdi ve Kur’an-ı kerimden ahkam çıkarabilselerdi, Allahü teâlâ Resulüne, sana vahiy olunanları tebliğ et der, beyan etmesini emretmezdi.) (Mizan)

Dört mezhebe uyanlar, birbirinin kardeşidir. İmanları aynıdır. Ameldeki bazı ayrılıkları da, Allah’ın rahmetidir. Allahü teâlâ, müctehid olmayanın bir müctehide uymasını emredip (...ve ülülemrinize itaat edin) buyuruyor. (Nisa 59)

Ülülemr, nasslardan ahkam çıkarabilen âlimlerdir. (Nisa 83)

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ülülemr, Fıkıh âlimleridir.) [Darimi]

İmam-ı Süyuti hazretleri, İtkan tefsirinde, İbni Abbas hazretlerinin (Ülülemr, Fıkıh âlimleridir) buyurduğunu bildirmektedir.

Ülülemrin Fıkıh âlimi olduğu, Tefsir-i kebirin 3. cildinin 375., İmam-ı Nevevi’nin Müslim Şerhinin 2. cildinin 124. sayfasında ve Mealim ve Nişapur tefsirlerinde de yazmaktadır. İsra suresinin (O gün her fırkayı imamları ile çağırırız) mealindeki 71. âyeti, Ruh-ül beyan tefsirinde açıklanırken, (Mezhebin imamı ile çağırılır. Mesela ya Şafii yahut ya Hanefi denilir) buyuruluyor.

İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
(Bir işin, bir ibadetin sahih olması için dört mezhepten birine uygun olması gerekir. Bir ibadeti yaparken, şartlarından biri, bir mezhebe, başka biri de başka mezhebe uygun olursa, bu ibadet sahih olmaz.) (Redd-ül-muhtar s. 51)

S. Ahmed Tahtavi hazretleri, Dürr-ül-muhtar haşiyesinin zebayih kısmında buyuruyor ki:
(Bugün her müslümanın 4 mezhepten birinde bulunması vaciptir. Dört mezhepten birinde bulunmayan Ehl-i sünnetten ayrılır. Ehl-i sünnetten ayrılan da sapık veya kâfir olur.)
İbni Hazm, Şevkani, Abduh, Reşit Rıza, Sıddık Hasan gibi mezhep düşmanlarının bir kısmı, taklidi haram sayarak, bir kısmı da telfîk yaparak, birçok müslümanı dalalete sürüklemişlerdir.

Mezhepler kardeştir

Bir mezhepte bulunan Müslüman, diğer üç mezhepteki Müslümanları kardeş bilir. Onları incitmez. Birbirlerini severler, yardım ederler. Allahü teâlâ, Müslümanların imanda birleşmelerini, emrediyor. Böyle inanmaya, Ehl-i sünnet denir. Bütün Müslümanların, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi inanmaları gerekir. Sonradan çıkan bid’at fırkalarının inanışlarının bozuk olduğunu bildiren muteber kitaplar çoktur.

Amelde mezheplerin bir olmayıp, çok olmasının, lüzumlu, faydalı olduğu, akıl ile de kolay anlaşılmaktadır. İnsanların yaratılışları birbirlerine benzemediği gibi, sıcak çölde yaşayanlara, bir mezhebe uymak kolay olurken, kutuplara yakın yerlerde yaşayanlara, başka mezhebe uymak kolay geliyor. Dağda yaşanlara, bir mezhep kolay iken denizcilere, bu mezhep güç oluyor. Bir hastaya bir mezhep kolay iken, başka hasta için, başka mezhep kolay oluyor. Tarlada çalışanlarla, fabrikada çalışanlar için de, bu ayrılış görülmektedir. Herkes, kendine daha kolay gelen mezhebi seçip, taklit ediyor veya bu mezhebe tamamen geçiyor.

Bid’at fırkalarının istedikleri gibi, tek bir mezhep olsaydı ve herkes tek bir mezhebe uymaya zorlansaydı, bu hâl çok güç, hatta imkansız olurdu. Resulullah efendimizin rahmet olarak bildirdiği, dört hak mezhepten birine uymak gerekir.

Kurtuluş fırkası

Sual: Piyasada çeşitli Müslüman gruplar var. Bunlardan sadece birisi doğru deniyor. O zaman, dört mezhebin dördü nasıl hak olabilir? Bu konuda bir hadis var mıdır?
CEVAP
Bu ümmetin çeşitli gruplara ayrılacağı, birisi hariç, diğerlerinin bid’at fırkası olacağı, onların da Cehenneme gideceği Resulullah efendimiz tarafından bildirildi. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(İsrail oğulları 72 fırkaya ayrıldı. Ümmetim ise 73 fırkaya ayrılacaktır. Onlardan bir fırkanın dışında, hepsi cehenneme gidecektir. Kurtulan fırka, benim ve eshabımın yolu üzerine olanlardır.)
[Tirmizi, Darimi]

Dikkat edilirse, sadece (Benim yolundan giden kurtulur) denmiyor, (Eshabımın yolundan giden de kurtulur) buyuruluyor. Eshabının ictihadları farklı idi. Onun için amelde mezheplere ayrılmanın mahzuru olmaz, hatta rahmet olduğu hadis-i şerifle de bildirilmiştir. Yukarıdaki hadis-i şerifte bildirilen fırka, itikad yönüyle doğru olan fırka demektir. Hakiki âlimler bu hadis-i şerifteki kurtuluş fırkasının ehl-i sünnet vel cemaat fırkası olduğunu bildirdiler. İtikadda ayrılık olmaz. Onun için kurtulan tek fırka deniyor. Diğerleri bid’at fırkalarıdır. Bid’at ehli ise muhakkak Cehenneme gidecektir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Sözlerin en doğrusu Allah’ın kitabı, yolların en güzeli Resulullahın yoludur. İşlerin en kötüsü ise bid’attir. Her bid’at sapıklıktır, her sapıklığın yeri de Cehennemdir.) [Buhari, Müslim. Nesai]

Bir mezhebe uymak vacib mi?

Sual: Selefiyim diyenlerin sitesindeki bir yazıda, Muhammed el-Useymîn isimli bir Selefi, (Belirli bir mezhebi taklid etmek vacib midir) diye sorulduğunda şöyle diyor:
{Evet, belirli bir mezhebi taklid etmek kesin olarak vacibdir. Bu mezhep, (Peygamber mezhebi)dir. Sadece bu mezhebe uymak vacibdir. Bu mezhebin dışındakilere uymak ise, hilâfına delil yoksa câiz, hilâfına delil varsa uymak haram olur. Şeyhülislam şöyle diyor:
Bir mezhebe veya bir âlime uymanın vacib olduğunu söyleyen kişi, tevbe etmezse öldürülür. Çünkü bunda Resulullah'tan başkasına itaat etmek vardır. Peygamber hariç, hiçbirinin görüşünü almak vacib değildir. Vacib olan Resulullah’ın sözünü almaktır. O ise, şöyle buyurdu:
(Benden sonra şu ikisine, Ebu Bekir ve Ömer’e uyun!) [Tirmizî, İbni Mace]
(Eğer Ebu Bekir’le Ömer’e itaat ederseniz rüşde erersiniz.) [Müslim]
Bir başka hadis de şöyledir:
(Benden sonra ihtilaflar çıkınca, sünnetime ve Hulefa-i raşidinin sünnetine uyun! Onlara azı dişinizle ısırır gibi sımsıkı sarılın!) [Buhari, Tirmizi]}

Bu yazıda çelişki yok mudur? Hem Peygamberimizden başkasına uymak vacib değil diyor, hem de, Hazret-i Ebu Bekir’e ve Hazret-i Ömer'e uyun deniyor.

CEVAP
Elbette tenakuzlu bir yazıdır. Günümüzde, dört mezhebe inanmayanlar, (Peygamber mezhebi) diye bir şey uydurdular. Peygamber efendimiz, böyle bir mezhep bildirmediği gibi, hiçbir İslam âlimi de böyle bir şey bildirmedi. Resulullah efendimizin vârisleri olan İslam âlimleri, sadece dört hak mezhebi bildirdiler.

İmam-ı a'zamın mezhebinin hilafına delil nereden bulunacak? (Kur’andan bulunur) diyorlar. İmam-ı a'zam Kur'an-ı kerimi bilmiyor muydu? Bunun için İmam-ı a'zamın mezhebinin Kur'an-ı kerime aykırı olduğunu hiç kimse söyleyemez. Söylese de geçerli olmaz. Hilafına kim, nasıl delil bulacak ki? İbni Teymiyye’nin görüşüne aykırı ise, hilafına mı delil olur?

Şeyhülislam dedikleri kimse, (Bir mezhebe veya bir âlime uymanın vacib olduğunu söyleyen kişi, tevbe etmezse öldürülür) demiş.

Hep İbni Teymiyye’den bahsedildiğine göre, şeyhülislam dedikleri kişi, bu sapık olabilir. Başkalarına da, şeyhülislam diyorlar mı bilmiyoruz. Ona şeyhülislamlığı kim verdi? Niye Hanefî âlimlerine hiç şeyhülislam denmiyor da, asrındaki âlimler tarafından çeşitli sapıklıkları yüzünden hapse atılan bir kimseye bu unvan veriliyor? Şahısların görüşüne uymak vacib değil de, bu sapığa uymak neden vacib oluyor? Yoksa hâşâ onu peygamber mi kabul ediyorlar? Neden onun sözü bir senet gibi bildiriliyor? Bu elbette apaçık bir tenakuzdur.

Bir başka tenakuz da, hem Resulullah'ın sözlerine uymak vacib diyor, hem de kabul etmiyor. Resulullah efendimiz, (Benden sonra Ebu Bekir’e ve Ömer'e uyun!) buyuruyor. Hani şahıslara uymak vacib değildi? Bu ne biçim tenakuz böyle? Hem hadis-i şerifi yazıyor, hem aksini savunuyor. İnsan bu kadar kör olamaz. Hani bir insana uymak vacib değildi? Bu iki zat insan değil mi? Resulullah (Onlara uyun!) buyurduğuna göre onlara uymak Resulullah'a uymak olmuyor mu? Allahü teâlâ, (Resulüme uyun!) buyuruyor. Resulüne uymak vacib olmaz mı? Kendisi de vacib olur diyor. Allahü teâlânın Resulü de, (Ebu Bekir’e ve Ömer'e uyun!) buyuruyor. O hâlde Resulullah’ın bu sözüne uyarak bu zatlara uymanın vacib olduğu pek açık değil mi? O iki zata uymak, Resulullah'a uymak olur. Resulullah'a uymak ise Allah'a uymak olur.

Üçüncü hadis-i şerifte, (Sünnetime ve Hulefa-i raşidinin sünnetine uyun!) buyuruluyor. Sadece benim sünnetim denmiyor. Raşid halifelerin sünneti de deniyor. Demek onlara da uymak vacibdir. Sadece iki zat değil. Buna hazret-i Osman ve hazret-i Ali de dâhildir. Bu dört zat, Hulefa-i raşidindir.

Sadece Hulefa-i raşidin değil, Eshab-ı kiramın tamamına da uymak gerekir. Peygamber efendimiz de şöyle buyuruyor:
(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz. Eshabımın ihtilafı [farklı ictihadları] rahmettir.) [Taberani, Beyheki, İbni Asakir, Hatib, Deylemi, Darimi, İ. Münavi, İbni Adiy]

(Âlimler, Peygamberlerin vârisidir.) [Ebu Davud, İbni Mace, Tirmizi]

(Âlimlere uyun! Onlar, dünya ve ahiretin ışıklarıdır.) [Deylemi]

Peygambere uymak vacib olduğuna göre, o da, (Âlimlere uyun!) buyurduğuna göre, niye bu vacibe uymuyor? Allahü teâlâ da aynı şeyi bildiriyor; (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) buyuruyor. Demek ki âlimlere uymak vacibdir.

Selefilerin verdiği bütün örnekler İbni Teymiyye’dendir. İbni Teymiyye’den başka âlim yok mu? Onun sözleri senet de, İmam-ı a'zamın ve diğer âlimlerin sözü niye senet değil? Sapık İbni Teymiyye bile, (Peygamber mezhebi) diye bir şey uydurmamıştır. Sırf mezhepleri inkâr etmek için böyle bir mezhep uyduruluyor. Dört hak mezhebi Resulullah'ın yolundan ayrı bir şeymiş gibi göstermek çok yanlıştır.

Mezhepten çıkmak

Sual: Mezhepten çıkmak caiz midir?
CEVAP
Dürr-ül-muhtar
3. cilt, 190. sayfada, (Mezhebden çıkan kimse tazir olunur, cezalandırılır) buyuruluyor. Siraciyye fetvası’nda da böyle yazılıdır. İbni Âbidin hazretleri, (Dünya menfaati için mezhebini bırakan kimsenin son nefeste imansız gitmesinden korkulur) buyuruyor. Ancak bir ihtiyaç sebebiyle mezhep değiştirmek caiz olur.

Hayız ilmini öğrenirken

Sual: Mezhebin önemini bilmeyen bir genç şöyle diyor:
(Ben hayız ve nifas bilgileri üzerinde bir çalışma yaptım. Gerçek o ki, bu çalışmayı yaparken bütün mezhepleri inceledim. Mezhepler birbirinden farklıdır. Hattâ bir mezhep içindeki âlimlerin sözleri de farklıdır. Peygamberimiz bir olduğu hâlde, niye tek bir hüküm yok? Hadisler de bu kadar net iken, mezhepler arası ictihad farkını anlamam mümkün değildir. Ben bu çalışmayla mezhepleri tek noktada topladım. Mezhepler göl ise, İslamiyet denizdir. Ben denize ulaştım, göle ihtiyacım yoktur. Belki, o zaman tıp gelişmediği için böyle farklı mezhepler meydana çıkmıştır. Ama bugünkü tıpta her şey nettir. Farklı görüşe ihtiyaç kalmamıştır.)
Bu gencin hayız ve nifasla ilgili bilgilerine güvenebilir miyiz?
CEVAP
Asla güvenilmez. Önce şunu söyleyelim. Herkes ihtisas sahasında konuşabilir. Bir hukukçunun tıp ilmine karışması, tıp uzmanının hukukî işlere karışması çok yanlış olur. Midesinde ülser, yara olan birinin ağrısı şiddetlense, ağrı dindirici bir ilaç vermek gerekir. Biri, ağrı dindirici olarak aspirini bilse, ağrının tez dinmesi için birkaç aspirin verir. Aspirin ağrısını daha da artırır. (Doktor insansa, ben de insanım) diyerek, aklına göre ilaç vermeye kalkmak, ameliyat yapmaya kalkmak, çok yanlış bir şey olur. Dinde ihtisası olmayan bir kimsenin de, din hakkında fetva vermeye kalkması bir cinayet olur. Öte yandan bir kimsenin dinde ihtisası ne kadar çok olursa olsun, mezhepleri birleştirmeye hakkı yoktur. Hattâ dört mezhebin hükümlerinden istediklerini almaya yetkisi de yoktur. Çünkü tıpta ihtisası olmayan biri, göz ameliyatı yapsa kişinin gözünü kör edebilir, kalb ameliyatı yapsa kişiyi öldürebilir. Ama dinde yanlış fetva veren, kendini de, başkasını da küfre sokabilir. Din uzmanı olsa bile, bu gencin yaptığı yanlıştır. Çünkü günümüzdeki hiçbir ilahiyatçının, mezhepleri birleştirmeye, birinin doğru, ötekinin yanlış olduğunu söylemeye hakkı ve yetkisi yoktur.

Mezhepleri Peygamber efendimiz emrediyor. Uzman din adamlarının yani müctehid âlimlerin farklı ictihadlarının rahmet olduğunu bildiriyor. (Mezhepler kalksın, tek mezhep, tek görüş olsun) demek bu rahmete mâni olmak demektir.

İkinci bir husus, Peygamber efendimiz, rahmet olması için kendisi de farklı hükümler bildirmiştir. İşte bu farklılıktan dolayı mezhepler meydana çıkmıştır. Mesela deriden kan çıkması, Hanefî mezhebinde abdesti bozarken, diğer üç mezhepte bozmaz. Karşı cinse dokunmak Şâfiî'de abdesti bozarken Hanefî'de ve Mâlikî'de bozmaz. Bunun gibi mezhepler arasında çok farklar vardır. Bunlar tek hükme indirilemez. İndirilmesi bid’at ve mezhepsizlik olur.

Hayız konusu çok önemlidir. Mezhep âlimlerinin ictihadları farklıdır. Mesela Hanefî mezhebindeki âlimler, (Hayız 10 günü aşamaz, 10 günden sonra gelen kanlar hayız olmaz, özür olur) buyururken, Şâfiî ve Mâlikî âlimleri, (Hayız 15 günü aşamaz, 15 günden sonra gelen kanlar hayız olmaz, özür olur) buyuruyorlar. Daha birçok farklar vardır. Bunları tek hükme nasıl indirebiliriz ki?

Haddini bilmez bu genç, (Ben hadislere baktım. Hiçbir mezhebe uymadım) diyor. Mezhebdeki âlimler, o hadisleri bilmiyorlar mıydı? Bir de bu genç, hadisleri nereden öğrendi ki? Tercümelerden öğrenmiş olabilir. Tercümelerin doğru olduğunu nasıl temin eder? (Kendim yıllarca Arapça tahsil ettim) dese de, yine dil bilmekle din öğrenilmiş olamaz. Vehhabilerin ana dili Arapça olmasına rağmen, âyetlere yanlış mânâ verdikleri için, küfre girdiklerini İslâm âlimleri açıklıyor. Bu gencin, boyundan büyük işlere girişmesi affedilir cinsten değildir. Tevbe edip, derhal hazırladığı kitabını imha etmesi lazımdır.

Âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler, anayasanın hükümleri gibidir. Anayasaya göre herkes hareket edebilir mi? Hukukçular bile farklı anlıyor. Müctehid olmayanın âyet ve hadis hakkında görüş beyan etmesi, hukukçu olmayanın anayasa hakkında görüş beyan etmesinden daha çok yanlış olur. Günümüzde ise müctehid yoktur. Olmadığını İslam âlimleri asırlar önce bildirmiştir.

Demek bu genç, (İctihad, ictihadla nakzedilmez) kuralını da bilmiyor. Bilse mezheplerin farklı hükümlerine itiraz etmez. Diyelim ki bu şahıs, İmam-ı a'zam gibi büyük bir âlim olsaydı, bunun verdiği fetvalar, diğer mezhep hükümlerini geçersiz hâle getiremezdi. Sadece kendi ictihadını bildirebilirdi. Şu hâlde, herkes, sadece kendi mezhebindeki hayız bilgileri ile amel etmeli, mezhep dışı görüşlere asla itibar etmemelidir.

 

Top
Sitemizdeki bilgilerden, Orijinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.